Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,53 / Satış: 3,55
€ EURO → Alış: 3,76 / Satış: 3,77

101. Yılında Çanakkale Zaferi -1-

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 17.03.2016
  • 927 kez okundu

Çanakkale yokluklar içerisinde bir vatan müdafaasının bir milletin nasıl şahlandığının eşsiz ispatıdır. Bir millet şahlandı, dünya tarihine yön veren müstesna bir zafer kazanıldı ama nasıl biliyor musunuz? Askerler için elbise yoktu. Birliklerin büyük bir bölümü kaputsuzdu. Yalınayak yürüyenler vardı. Eratın çoğu yarı çıplak ve açtı. Taş, toprak üzerinde ve ancak birkaç saat uyuyabiliyorlardı. Çamurlu su içiyorlardı. Yiyebildikleri ancak bulabildikleriydi. At arabaları sıhhiye aracı yapılmış, düşmanı kandırmak için soba borularından top yapılmışı. Şimdi soruyorum sizlere: Bu asker, bu ordu, bu millet zafer kazanabilir mi? Kazandı hem de kesin bir zafer kazandı. Çünkü:

Çanakkale öfkenin yüze geldiği yer, Çanakkale yiğidin göze geldiği yer

Çanakkale yüreklerin köze geldiği yer, Çanakkale Mehmetçiğin önünde

düşmanın dize geldiği yer

Pekala bu zaferin sarhoşu mu olmalıyız. Rehavet içerisinde mi olmalıyız. Elbette hayır!..

Her yıl 18 Mart’ta Türkiye’nin neredeyse her yerinde Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıl dönümü çeşitli tören ve etkinliklerle kutlanır ve şehitlerimiz anılır. Anılır anılmasına ama idrak edenlerin sayısı çok azdır. Geçmişten ibret alamayanlar için tarih her zaman tekerrür etmiştir. İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif ERSOY’un bu hususta neler dediğini hatırlayacak olursak.

“Tarihe tekerrür diyorlar. Tefekkür edilseydi tarih hiç tekerrür mü ederdi!.” Ama bizler maalesef hafızası zayıf bir millet olmaya başladık. Tarihimizi bilmeyen, araştırmayan, sormayan, merak etmeyen fertler yığını olmaya devam edersek tarihin tekerrür ettiğine –maazallah- bizler de şahitlik etmek zorunda kalabiliriz.

Kökünden sulanmayan ağaç kurumaya mahkumdur. Milletlerin hafızaları tarihleridir. Bizler gençlerimize tarihimizi öğretmezsek, tarih her zaman tekerrür eder. Bizler Türk Milleti olarak, bu toprakların bizlere miras olmadığını, torunlarımıza vereceğimiz emanet olduğunu hatırlarsak birçok değerimiz kendiliğinden muhafaza edilmiş olur. Bu emanet bizlere sadece 1915 yılında da verilmedi. Emanet edilen yalnızca toprak parçası değildir elbette. Emanet edilen vatana sadakat, bayrağa ve millete sevdalanmaktır. Ve bu emanet yalnızca Gelibolu ya da İstanbul değildir. Bu emanet, Türk bayrağının dalgalandığı her yerdir. Bu emanet, ezan-ı Muhammedi’nin okunduğu her yerdir. Bu emanet haksızlığa karşı koyulan her mekan ve zaman içindir. Bu emanet bir zihniyettir, bir inançtır, bir imandır, bir sevdadır.

Türk Milleti’nin bu inancından, vatan sevdasından birkaç örnek vermek sanırım konunun anlaşılması adına gayet yerinde olacaktır. Bildiğiniz gibi önceleri Çin ile Türk toprakları sınır olduğu için defalarca savaş çıkmıştır. Yine Çin imparatoru Türklerle savaşmak için Oğuzhan’a diğer adıyla Metehan’a elçiler göndererek atını ister. Kurultay toplanır. Kurultay bu pervasız istek karşısında savaş ilan edilmesini ister. Fakat Metehan, şahsına ait bir at yüzünden milletini sıkıntıya sokmak istemez ve atını vermeyi kabul eder. Çin İmparatoru, atını gönderen Metehan’dan bu defa sınırda bulunan verimsiz bir toprak parçasını ister. Kurultay yine toplanır. Kurultayın fikri, ufacık ve verimsiz bir toprak yüzünden savaş çıkmasın ve toprak verilmesidir. Ama Metehan bu fikre katılmaz. Çin’den gelen elçiye der ki: Atımı istediniz verdim; çünkü at bana aitti, şahsi malımdı. Ama istediğiniz o verimsiz arazi, o toprak parçası, milletime aittir. Halkımın malıdır. Milletime ait bir karış toprak dahi olsa veremem. Git söyle imparatoruna, hazırlansın. Savaşmaya geliyorum.

***

Bizler sadece Türk topraklarını, soydaşlarımızı korumadık. Osmanlının itibarını korumak için, Galiçya’da, Filistin’de, Irak’ta, Yemen’de de savaştık. Hele hele Yemen’e giden yiğitlerimiz bir daha gelmedi.

Yemen’de kavrulan, çekirge yiyerek hayatta kalan Türk askeri, Sarıkamış’ta Allahüekber dağlarında –35 derecede soğukta dondu. Donmaktan kurtulanlar eğer tifüs belasından da kurtulursa Çanakkale cephesine gidiyordu. Çanakkale’ye aslanlar gibi çarpışmaya gidenlerden 289’u da Aksaraylı hemşerilerimizdi. (Tabi bu listedekiler kayıtlı olanlar. Gerçekte rakam bundan hayli fazladır. Mesela Gülağaç’ta, Saratlı’da, Armutlu’da, Ortaköy’de, Demirci’de bu konuda biraz araştırma yaptım ki rakam kesinlikle 500’ü bulur.)

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ