Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,45 / Satış: 3,46
€ EURO → Alış: 3,66 / Satış: 3,68

101. Yılında Çanakkale Zaferi -6-

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 24.03.2016
  • 562 kez okundu

Dediğim gibi bu köşede anlatılabilecekler sınırlı. Daha bunun gibi birçok akla hayale sığmayan hadise yaşandı 1915’teki ölüm-kalım savaşında. Çanakkale Savaşı’nda imkânsız diye bir şey yoktu çünkü. Birazdan anlatacağım bir baba ile oğulun cephede karşılaşması da az önce anlattığım taklit para hadisesi kadar düşündürücü.

Sadece Anafartalar-Arıburnu hattında 06-22 ağustos 1915’te 18.000 şehit verdik. En az otuz kırk bin yaralımız oldu. Sahra hastanelerinde doktorlar günlerce uykusuz, yaralılara hizmet veriyorlardı. Böyle bir hücum gününde tezkereciler hiç durmadan yaralı taşıyor, doktorlar sadece yaraları sarabiliyordu. Hayatlarından ümit kesilenlerle fazla ilgilenmiyorlardı. Tam işin en yoğun olduğu sırada önüne gencecik vatan evladını yatırırlar, bir ayağı kopmak üzere ve bağırsaklar dışarıdadır. Doktor, sıhhiyecilere “kaldırın bunu” derken genç çocuk “baba” diye seslenir. Bakar kendi oğludur. Sarılır öper oğlunu. “bu benim oğlum, gölge bir yere kaldırın” der. Masanın üzerine çoktan başka bir yaralı vatan evladı yatırılmıştır. Doktor onunla meşgul olmaya başlamıştır. Sırada daha pek çok Mehmet beklemektedir. Doktor ertesi gün oğluyla ilgilenecek vakti bulur. Ama oğlu çoktan gölge  bir yere gömülmüştür.   Allah hepsinin mekânını cennet eylesin. Allah, cümlemizi Çanakkale Şehitleri’ne yakışır bir nesil eylesin. Değerli okurlar, ilk fırsatta Çanakkale’ye şehitlerimizi ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Ama oraları gezerken, Mehmet Akif’in mısralarını hatırlayın.

 

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

 

Bu şiiri okuduğumuzda ya da duyduğumuzda yüreğimiz titriyor değil mi? Gözlerimiz doluyor, bir an olsun Mehmet Akif’i, şehitlerimizi düşünüyor, şöyle bir iç geçiriyoruz. Çok güzel, duygularımızın nasırlaşmaması çok güzel ama yetmiyor maalesef bu geçici duygu yoğunluğu. Bir an değil, bir ömür bu şuurla yaşamamız gerekir. Şu bir hakikat ki; tarihini bilmeyenlerin haritalarını başkaları çizer.

Çanakkale Zaferi’nin her anı bir destandır. Bu destanları yazanlardan biri de, Seddülbahir ve Conkbayır’ın büyük kahramanlarından Bombacı Mehmet Çavuş’tur. Bu yağız Anadolu delikanlısı, İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca havada yakalar ve hızla geldiği yere gönderirdi: “Alın bakalım malınızı geri, gidinin gâvurcukları!..” diye kahkahalar atarak… Günlerden bir gün, İngilizler yine el bombaları atmaya başladılar.                Mehmet Çavuş’un bulunduğu mevzi de bundan nasibini aldı. Bombalar arka arkaya geliyor, ama Mehmet Çavuş hızlı hareketlerle onları yakalayıp karşı tarafa fırlatıyordu. Birini karşı tarafa fırlatmakta bir an gecikti. Bomba müthiş bir gürültüyle Mehmet Çavuş’un elinde patladı. Eli bileğinden koptu. Sadece bir parça deri tutuyor, eli kolunun ucunda kanlı bir et parçası gibi sallanıyordu. Mehmet Çavuş çabucak şaşkınlıktan kurtuldu. Kolunun ucunda sallanan elini diğer eliyle çekti, kopardı, yere fırlattı. Gömleğini yırttı. Kolunu dirseğinin üstünden bağlayıp sıkarak kanamayı durdurdu. Ve İngilizlerin fırlattığı el bombalarını havada yakalayıp, gerisin geri İngiliz mevzilerine göndermeyi sürdürdü. Onu zorla hastaneye kaldırdılar. Hastanede çok sıkılıyordu. Ona kalsa tek eliyle dövüşebilir, İngiliz el bombalarını eskisi gibi yakalayabilirdi, ama izin vermiyorlardı bir türlü. Bir de yarası henüz kapanmamıştı. Arkadaşlarını cephede bıraktığı için yüreği yanıyordu. Tabur Komutanı’na acıklı bir mektup yazdı. Bombacı Mehmed Çavuş, mektubunda şöyle diyordu:               “Sağ kolumu kaybettim, ama zararı yok, çok şükür sol kolum sağlam. Onunla da pekâla iş görebilirim. Beni müteessir eden şey yaramın henüz kapanmamış olması. Bu sebeple kıtama dönemiyorum. Hastaneden kurtularak harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz ve lütfen affedeniz muhterem kumandanım.”

Ey Türk Evladı! Çanakkale’ye gidenlerin çoğu geri dönmedi. Kahraman ecdadımız, bahaneler bulup savaştan kaçmak yerine, yaralı olduğuna bakmadan savaşmak, vatanını, ayyıldızlı bayrağını, ezanını savunmak niyetinde. Bırakın taşın altına el koymayı, bedenini koymaktan bir an geri durmamıştır. Erinden kumandanına kadar herkes öncelikle zafere inanmışlar sonrasında da her şeyden vazgeçmişlerdi.

Mevlana’nın gönlü kadar geniş, Fatih’in zekâsı kadar parlak, Yavuz’un azmi kadar büyük, Mustafa Kemal’in şecaati gibi yüksek ay-yıldızlı bayrağımız dalgalanıyorsa, eşinden-çocuğundan velhasıl canından vazgeçen ceddimiz sayesindedir. Bu isimsiz kahramanlardan birisi de Yüzbaşı Hasan’dır. 18 Mart 1915 deniz harekâtında başarılar gösteren Hasan mevkuf batarya kumandanı Yüzbaşı Hasan Bey’in bir kızı dünyaya gelince İstanbul’dan Çanakkale müstahkem mevkii komutanlığına telgraf çekilir, bu telgrafı alan Cevat Paşa atı ile bataryaya gelip Yüzbaşı Hasan Bey’e “Evladım Hasan! Bir kızın dünyaya geldi. Allah bağışlasın, izinlisin” deyince Hasan Bey “Kumandanım vatan daha mukaddes! Gidemem. Bildirebilirseniz, ismini Didar koysunlar” diye cevap verdikten sonra, aynı gece bütün bataryayla birlikte Yüzbaşı Hasan’ın da şehit olanlar arasında olduğunu,  yeni doğan kızını bir kere bile göremeden bu dünyaya gözlerini yumduğunu, elini ona sallayamadan veda ettiğini biliyor muydunuz?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ