Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,88 / Satış: 3,90
€ EURO → Alış: 4,57 / Satış: 4,59

Akif ve Sıra Dışı Hayatından Bazı Notlar

Hasan CANKURT
Hasan CANKURT - cankurt_hasan@hotmail.com
  • 05.03.2017
  • 1.148 kez okundu

Daha önceki yazımızda hayatı hakkında en fazla neşriyat yapılan şairimizin ve yazarımızın Akif olduğunu belirtmiştik. El-hak doğrudur. Bu konuda yazılmış eserlere müracaat etmenizin en isabetli karar olduğunu düşünsem de Akif’in sıra dışı hayatına dair birtakım notlar kaleme almaktan da kendimi alamayacağım. Şairimiz hakkında yazılan en cüzi bilgiyi bile gereksiz addedenlerden olmadığımı daha önce de dile getirmiştim.

Yukarıda belirttiğim gibi Akif’in hayatı sıra dışıdır. Özgün ve orijinaldir. Spontan ve otantiktir. Bu sıra dışı hayat, İstanbul’un Fatih ilçesinin Sarıgüzel Mahallesi’nde başladı. Akif’in babası, bugünkü Kosova’nın İpek kazasının Şuşisa köyünde doğan Arnavut asıllı Temiz Tahir Efendi’dir. Annesi ise Buhara kökenli Özbek asıllı Emine Şerife Hanım’dır. Emine Şerife Hanım, Amasya’da doğmuş, Tokat’ta büyümüş, Tahir Efendi’den  önce Şirvanlı  Derviş Efendi ile evlenmiştir. Şerife Hanım’ın Derviş Efendi’den olan çocukları, Akif doğmadan önce vefat etmiştir. Mithat Cemal Kuntay, onun şahsiyetinin belirlenmesinde beslendiği üç kaynaktan söz eder: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle ve deneysel bilimli okul. Bunların ilki Kuranlı Ev’dir ki Akif’in babası bütün ruhuyla Kur’an ilimleriyle hemhal olan bir müderristir. Fatih medresesinin müderrislerinden olan Tahir Efendi, kendisi hakkında kaynaklarda verilen bilgiler ışığında bir yorum geliştirirsek, kesinlikle sıradan bir müderris değildir. Osmanlı kültür tarihinde önemle üzerinde durulan ve devlet erkanı nezdinde yapıldığı bilinen, tefsir merkezli “huzur dersleri”nin aranan bir hatibidir. Akif’in gönderileceği okul konusunda eşi Şerife Hanım’la tartışmaya girmesinden anlıyoruz ki devrin şartlarından haberdardır. Şerife Hanım oğlunun medreseye gidip “sarıklı camiası”ndan olmasını isterken Tahir Efendi dini ilimleri oğluna kendisinin de verebileceğini söyleyerek Akif’in Mülkiye’ye yazılmasını istemektedir. Akif dört yaşında mektebe başlamış, ilk ve orta öğrenimini Emir Buharî Mahalle Mektebi  ve Fatih Merkez Rüştiyesi’nde tamamlamıştır. Akif’in sıradan hayatının ilk ipuçlarını rüştiyedeki (ortaokuldaki) eğitiminde görüyoruz. Akif, devrinin hürriyetperver aydınlarından, okulun Türkçe öğretmeni Hersekli Kadri Efendi’nin tesirinde kalmıştır. Haksızlıklara karşı ateşli refleksinin altında bahis konusu hocasının etkisini düşünebiliriz galiba. Modern mekteplerde eğitim alan şairimizin bir taraftan da Osmanlı kültür dünyasının kalbinde yaptığı  gezintiye devam ettiğini görüyoruz. Fatih Camii’nde Selanikli Esat Dede’den Hafız’ın şiirlerini, Sadi’nin Gülistan’ını, Mevlana’nın Mesnevi’sini okudu. Sıra dışı hayatının önemli ipuçlarından birisi de kanaatimce burada yatmaktadır. Safahat’ının hemen hemen bütününe sinmiş olan Sadi tesirinin kaynağı iste buradadır. Akif, ahlakçılığını ve didaktikliğini Sadi’den almıştır. Bazı araştırmacılarımızın, çocukluğunda aldığı bu derslerde Gülistan’ı tam anlamadığını ve Sadi’ye olan hayranlığının ileri tarihlerde başladığını belirtmelerinin aksine ben, Akif’in Sadi’ye olan temayülünün burada başladığını düşünmekteyim. Mevlana’nın Mesnevi’sine duyduğu ilginin de bu dönemde başladığı fikrini taşımaktayım. Hayatının son dönemlerine uzanan Kahire’deki gurbet hayatında, Kur’an tercümesiyle iştigal ederken tercümenin dışındaki vakitlerini Mesnevi okuyarak geçirdiğini yine Akif uzmanlarından öğreniyorum. Edindiğim bu bilgiler, şöyle bir yorum yapmama sevk ediyor  beni: Her ne kadar kötü niyetliler tarafından tasavvufa düşmanmış gibi gösterilse de Akif’in bakir dünyasında tasavvufun saygın bir yeri vardır. Zannediyorum Akif, ülkemizin içinde bulunduğu olumsuz şartlarda ve Müslüman Türk’ün varlık-yokluk mücadelesi yaşadığı bir ortamda tasavvufun mistik dünyasına girmeyi öncelik olarak görmedi. Ülkemizin yeniden doğuşunun akabinde Kahire’deki gönüllü sürgün yıllarında tasavvufun mistik rıhtımlarına kendini atıverdi. Çocukluk dönemlerinde Esat Dede ile içmeye başladığı Mesnevî pınarından yaşlılık dönemlerinde tekrar beslendi ve galiba doya doya içti.

İlk okuduğu şiirsel eserin Bağdatlı Fuzulî’nin “Leyla ile Mecnun” olduğunu kendisi belirtmektedir. İşte, Akif’in derin aşkındaki “literatür”ün de bu bilgiyle ilişkili olduğunu söyleyebilirim. Akif’in de bir Leyla’sı vardı. Ancak Akif’in Leyla’sı Fuzulî’nin Leyla’sından farklıydı. Akif, İslam dünyasında Mecnun’du. Leyla’sını İslam dünyasının geleceğinde aradı:

“Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın canân, uzaklaşma!

            Senin derdinle canlardan geçen Mecnûn’la uğraşma!” diyerek Leylâ’sına için için yalvardı. Akif’e göre İslam âleminin geleceği uğrunda binlerce kurban verilse bile helaldir. İslam dünyası, düşmanın amansız saldırısıyla ümitsizliğe düşmeden Leyla bir kerecik dahi olsa yüzünü göstermelidir:

“Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen ey Leylâ,

            Görün bir kerecik, ye’s etmeden Mecnûn’u istilâ.

(Safahat’ta “Gölgeler” kitabındaki “Leylâ” şiirini okumanızı öneririm.)

 

Fatih Merkez Ortaokul’unda öğrenimine devam eden Akif’in asıl hocası; planlı, ciddiyet sahibi ve istikrarlı bir zat olan babası Mehmet Tahir Efendi’dir. Akif’in yakın dostlarından Balıkesirli Hasan Basri Çantay’ın Âkifnâme’sinden edindiğim bilgilere göre Mehmet Tahir Efendi’nin terbiye sisteminde müsamahanın yeri yoktu. Serbest ve programsız hareket etmek anlamsızdı. İşte burada Akif’in sıra dışı hayatına ait önemli bir ipucu daha elde ediyorum. İlerde göreceğiz ki Akif’in her anı belirli bir düzen içerisinde seyredecek.  Programsız hiçbir işine rastlanılmayacak. Verdiği sözü yerine getirmekte babasından aldığı ciddiyeti gösterecek. Eğitime ve öğretime verdiği ehemmiyeti ecdadına yakışır şekilde sergileyecektir. Safahat’ında babasından özlemle söz eder.  Bu eşsiz yapıtındaki konuyla ilgili dizeleri vererek sözü, sözün ustası ve sözün erbabı Akif’e bırakıyorum:

 

Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: “Bu gece,

Sizinle câmie gitsek çocuklar erkence.

Giderseniz gelin amma namazda uslu durun;

Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!

Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi.

Namâza durdu mu, hâliyle koyverir peşimi,

Dalar giderdi. Ben artık kalınca âzâde,

Ne âşıkâne koşardım hasırlar üstünde!

Hayâl otuz sene evvelki hâli pîşimden

Geçirdi, başladım artık yanımda görmeye ben:

Beyaz sarıklı, temiz, yaşça elli beş ancak;

Vücûdu zinde, fakat saç, sakal ziyâdece ak;

Mehîb yüzlü bir âdem: Kılar edeble namaz;

Yanında bir küçücek kızcağızla pek yaramaz

Yeşil sarıklı bir oğlan ki, başta püskül yok.

İmâmesinde fesin bağlı sâde bir boncuk!

Sarık hemen bozulur, sonra şöyle bir dolanır;

Biraz geçer, yine râyet misâli dalgalanır!

Koşar koşar duramaz; âkıbet denir “âmîn”

Namaz biter. O zaman kalkarak o pîr-i güzîn,

Alır çocukları, oğlan fener çeker önde.

Gelir düşer eve yorgun, dalar pek âsûde

Derin bir uykuya…

 

Çok rahat anlaşıldığı üzere elli beş yaşlarındaki sağlam vücutlu adam, Akif’in babası Tahir Efendi, “küçücek kızcağız şairimizin kardeşi Nuriye, “yeşil sarıklı oğlan” da Akif’tir. Akif, yukarıdaki dizelerde yaklaşık olarak şöyle der: “ Sekiz yaşlarındaydım. Babam: ‘Çocuklar! Bu gece erkenden camiye gidelim. Namazda usluca durmak koşuluyla, siz de gelebilirsiniz. Niyetiniz yaramazlık yapmaksa ‘İşte ev!” ev de oturun.’ derdi ve kardeşimle beni yanına alarak götürürdü. Namaza durduğunda dalar giderdi ve biz haliyle serbestçe dolaşırdık. Hasırlar üzerinde öyle şevkle koşardım ki!..  Otuz sene önceki hali gözümün önünde hayal ettim. Adeta babamı yanımda gördüm. Beyaz sarıklıydı. Yaş olarak elli beş yaşlarında temiz bir adamdı. Vücudu sağlamdı fakat saçı sakalı epey ağarmıştı. Edeple namaz kılan heybetli birisiydi. Yanında küçük bir kız çocuğu bulunuyordu. Kızın yanı başındaki yaramaz çocuğun başındaki fesin püskülü yoktu. Fese sadece bir boncuk bağlıydı. Yeşil bir sarık sarmıştı. Sarığı hemen bozulur, sonra dolanır, biraz sonra da bayrak gibi dalgalanırdı. Öyle yaramazdı ki koşar, yerinde duramazdı adeta. ‘Amin’ denilerek namaz bitince, o saygın ihtiyar çocukları alır yola düşerdi. Oğlan önde feneri tutarak giderdi. Eve yorgun olarak gelir, derin derin uykuya dalardı.”

Akif’in sıra dışı hayatından yaptığım çıkarımlara bir sonraki yazımda devam etmek dileğiyle…

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Hacı Ali KAYA dedi ki:

    Sayın hocam, kalem’ inize sağlık çok güzel olmuş. Devamını dileriz.

  2. Hacı Ali KAYA dedi ki:

    Öğrencilerinizin,Vatan ve Millet sevgisini kuvvetlendirmede mükemmel bir çalışma.Başarılar dileriz.

YORUM YAZ