Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 4,70 / Satış: 4,72
€ EURO → Alış: 5,51 / Satış: 5,53

Batı Karadeniz İzlenimleri

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 18.04.2018
  • 401 kez okundu

14 Nisan 2018, günün ilk aydınlandığı vakitlerde Aksaray Gaziler Derneği ile Batı Karadeniz’e doğru yola çıktık. Ortaköy üzerinden Kırşehir, Kırıkkale’den geçip Çankırı’da kısa bir mola verdik. Çankırı’nın ortasından geçen derenin içindeki çöplerden müteessir oldum. Oradan devam edip Ilgaz Dağları’nı seyrederek Kastamonu’ya geldik. Polisevi’nde öğle yemeği yedikten sonra şehrin içinden geçip ilk hedefimiz olan Sinop’a devam ettik.

Polisevi’nden Kastamonu

Boyabat’tan Sinop’a ulaştığımızda saat beş gibiydi. İlk olarak Tarihî Sinop Cezaevi’ni görelim istedik ama maalesef kapanıyordu. Hatta kapıdaki görevli kibar olmayan bir tavırla gazilerimize gezemeyeceklerini, sabahı beklemelerini söyledi. Yorgunluk olmasına rağmen 1214 tarihli Selçuklu eseri Alaeddin Cami’yi, Pervane Medresesi’ni ve sahili gezdik.

Cami hakikaten planıyla, kapılarıyla tam bir Selçuklu eseri. Bahçesinde bulunan türbe, şadırvanı başta olmak üzere müştemilatıyla insanı alıp zamanda bir yolculuk yaptırıyor. Minarenin olduğu kapının tam karşısındaki Pervane Medresesi ise eser kitabesine göre 1262 yılında şehrin ikinci defa alınışı anısına Selçuklu Veziri Muinüddin Süleyman Pervane tarafından yaptırılmıştır. Mevcut durumunda medrese hediyelik eşya satılan bir mekana dönüştürülmüş. 1932 ile 1970 yılları arasında Müze olarak kullanılan ve elan Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün malı olan Medrese; 2002 yılında Kültür ve Turizm amaçlı kullanılmak üzere Sinop Valiliği’ne tahsis edilmiş. Sinop Valiliği’nce Sinop’a özgü el sanatları ve mutfağı ile ilgili kişilere tahsis edilerek çarşı haline getirilmiş. Medreseden sonra şehir içinden yürüyerek sahile vardık. Gaziler fotoğraflar çektikten sonra Sinop Polisevi’ne vardık. Tabi herkes yorgun. Odalara yerleştikten sonra akşam yemeği için restorana indik. Sonrasında şoförümüz Oktay abinin oğlu Koray ile bilardo maçı yaptık. Uzun zamandır elime almadığım ıstaka bana gençliğimi hatırlattı. Sabah erkenden uyandım ve sahilde tek başıma yürüdüm. Bol oksijeni ciğerlerime doldurdum. Kahvaltı sonrası ilk işimiz Tarihî Sinop Cezaevi’ni görmek oldu. Ama görene kadar bizi biraz sabır testinden geçirdiler adeta. Nasıl mı? Öncelikle bizler süreyle yarışır gibi zamanlamayı iyi yapmak için uğraştık ama açılması gereken yerler biraz gecikti.  Tarihî Sinop Cezaevi’nin girişinde bulunan turizm danışma bürosunda görevli dört bayan saat 10 gibi kahvaltı yapıyorlar ve bizim sorularımıza birisi hariç cevap bile vermediler. Hele birisi sanki “kahvaltımı neden bölüyorsunuz?” gibisinden rahatsız edici bir tavır sergiledi. 87 yaşındaki Kore Gazisi de dahil gaziler veya ülkemizin uzak ya da yakınından Sinop’u görmeye gelenler böyle bir manzarayı hak etmiyor. Umarım bundan sonra daha bilinçli insanlar karşılar misafirleri.

Neyse biz artık hapishaneyi gezmeye başladık. Girişteki zindan insanı ürpertiyor haliyle. Birkaç koridor geçtikten sonra avluya ve koğuşlara ulaşılıyor. Sabahattin Ali’nin koğuşu belki de insanı en çok etkileyen odaydı. Sabahattin Âli, 26 Aralık 1932 – 29 Ekim 1933 yılları arasında önce Konya sonra Sinop Cezaevinde tutuklu olarak kaldı. Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşan yazar, Sinop Cezaevinde tutuklu olarak kaldığı süre içerisinde Hapishane – 5 isimli şiirini kaleme aldı. Bu şiir daha sonra Edip Akbayram tarafından şarkı olarak seslendirilmiştir. Sabahattin Ali’nin unutulmaz şiirini yazdığı, şimdi müzeye dönüştürülen hücresi turistlerin en ilgisini çeken yer. Şair, kapatıldığı hücrede kalenin surlarına çarpan deli Karadeniz’in dalgaları eşliğinde ve içinde sevdiklerine, memleketine ve en çok da özgürlüğe duyduğu hasretle dünyaya getiriyor şiirinin ilk satırlarını.

Oradan da eski sahil yolundan önce Amasra’ya sonra Bartın’a uğrayıp Zonguldak’a hareket ettik. Geç saatlerde geldiğimiz Zonguldak Polisevi’nde konakladıktan sonra sabah altı gibi Kozlu girişindeki uzun ince parkta bir saatten biraz fazla yürüdüm. Kahvaltı sonrasında Zonguldak merkezine uğradık. Sahilde birkaç yeri gördükten sonra Karadeniz Ereğlisi’ne ulaştık. Orada da Alemdar Müze Gemisi’ni ziyaret ettik. Bir ay önce de İzmit’teki müze gemiyi yani Gayret Müze Gemi ile Hızır Reis Denizaltısını ziyaret etmiştim. Alemdar yakın dönem tarihimiz bakımından elbette önemlidir ve imkanı olanların görmesini tavsiye ederim.

Sonrasında ise Safranbolu’ya geçtik. Aracımızı park etmek için yer ararken okulun bittiği vakit olduğundan Kalealtı Okulu’nun bahçesinin uygun olacağı düşünüldü. Müdür Bey de sağolsun nezaket çerçevesinde karşıladı ve öğrencilerden birisini bizlere yardımcı olması için görevlendirdi. Daha doğrusu lokum satan dükkanlardan birisine indirim yapılması için öğrencisiyle selam gönderdi. Velhasılı Safranbolu Evleri’ni, sokaklarını gördükten sonra Çankırı sınırlarından Kızılcahamam’a ve oradan da Aksaray’a gelmiş olduk.

  

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ