Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 5,32 / Satış: 5,34
€ EURO → Alış: 6,07 / Satış: 6,10

Eskişehir İzlenimleri

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 24.05.2017
  • 1.266 kez okundu

TARİHİ ADINDA SAKLI: ESKİŞEHİR

12-13 Mayıs 2017 tarihlerinde Eskişehir’in bazı güzelliklerini gördüm ve bunları sizlerle de paylaşmak isterim. Sabahın erken saatlerinde Eskişehir’e inince haliyle sakin bir şehrin tadını çıkararak yürüdüm birkaç saate kadar kalabalıktan nefes almanın zorlaşacağı caddesinde. Yürürken yeniden fark ediyorsunuz ki, Eskişehir’e boşuna “eski” dememişler. Tarihî bir şehrin adının hakkını veren bir şehrin aslında çok eski bir şehir olduğunu kanıtlayan güzelliklerin bir kısmı birçok yerde olduğu gibi günümüze gelememiş. Mevcut durumun bile şehrin güzelliğini gösterdiğini söyleyebiliriz. Amacım öncelikle şehrin müzelerini gezmek olduğundan müzeler açılana kadar bazı bölgeleri dolaştım. (Alaeddin Keykubat Cami’nin orijinalliğini kaybettiğini ve güzel bir restorasyon gördüğünü ifade etmek gerekir.)

İlk olarak TCDD Eskişehir Müzesi’ni gezdim. İlk başta şunu belirtmek gerekir ki, müzeye ulaşmak zor. Çünkü yollarda yönlendirme levhaları yok. İnternet yardımıyla iyice yaklaştığım müzenin hemen yakınında demir yollarından emekli olduğunu öğrendiğim iki kişiye yaklaştım ve TCDD Müzesi nerede diye sordum. Cevap aynen şöyle idi: “Burada öyle bir müze mi varmış? Olsa biz bilirdik; burada öyle bir müze yok!” İlber Ortaylı galiba çok haklı!

Müzede emekli bir makinist rehberlik etti. Tahminim müzenin ziyaretçisi çok az. Görevli abimiz sıkılmış yalnızlıktan ve gelen az kişiye de bildiği her şeyi anlatmaya gayret ediyor. Hakikaten bilgi ziyafetini terk etmek zor oldu. Çünkü vaktim kısıtlı ve çok yer görmek istiyordum.

Eskişehir tarihi hakkında araştırmaları bulunan gönül adamı Nizamettin Arslan ağabeyimle Kurşunlu Külliyesi’nde buluştuk. O’nun mihmandarlığından sonra artık bu kadim şehri daha iyi tanıyacaktım. Öncelikle külliye içerisinde bulunan Eskişehir Mevlevihanesi’ni gezdik. Ki, kendisinin bu konuda kitabı vardır. Cami sütunlarının kelepçeleri üzerindeki kitabelere varıncaya değin anlatan Nizamettin abi daha sonra cam atölyesini, lületaşı müzesini ve daktilo müzesini gezdirdi. Merkezdeki eserleri bir şekilde gezmek mümkün ama ilçelerindeki eserleri hakkıyla tanımak zor mesele olduğundan Nizamettin abi mesai arkadaşlarından Hazım Bey’le birlikte beni Seyitgazi İlçesi’ne götürdüler. Öncelikle Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemlerinde yaşamış olan Şücaeddin Veli’nin ve onun müritlerinden olan Osmanlı komutanlarından Timurtaş Paşa’nın kabirlerini ziyaret ettik. Şeyh Şücaeddin Veli’nin türbesi alışılagelmişin dışında bir yükseklikte olduğundan mıdır nedir bilemiyorum heybetini ziyadesiyle hissettiriyor. Külliyenin önemli bir kısmını da Timurtaş Paşa’nın oğlu Mürvet Ali Paşa yaptırmış.

Sonrasında ilçeye ismini veren şahsın yani Seyyid Battal Gazi’nin külliyesine revan olduk. Bilgi levhalarından ve broşürlerden öğrendiğimize göre Seyyid Battal Gazi’nin kabri bir rüya sonucunda bulunur. I. Alaeddin Keykubat’ın annesi Ümmühan Hatun buraya önce bir türbe, ardından cami yaptırır. Günümüzdeki külliye türbe etrafında şekillenir. Osmanlılar, türbe ve camiye medrese, imarethane, tekke ve dergâh eklemişlerdir. Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren II. Beyazıt ve Sultan I. Selim tarafından tamir edilen yapılar eklentilerle zenginleştirilir.

Şunu muhakkak söylemem gerekiyor ki, külliye görmesi gereken ilgiyi görmüyor. Hem yöneticiler hem de halk tarafından ihmal edilmiş ve edilmeye de devam ediyor. Temizliği de ışıklandırması da yetersiz. Bu kadar önemli bir yapıyı neden böyle gözardı ederler anlamak mümkün değil. Hele I. Alaeddin Keykubat’ın annesi Ümmühan Hatun’un kabrinin bulunduğu kısım karanlıklar içerisinde. Ziyaretçiler cep telefonlarının ışıklarıyla önlerini görmeye çalışıyorlar. Fakat yetkililerin ihmallerinden kaynaklanan olumsuzluklara kızarken, üzülürken bile yapının mimarisine hayran oluyorsunuz. Devşirme malzemeler de ayrıca etkiliyor insanı. Oradan Yazıdere Köyü’nde hakkında pek de bilgi olmayan Kalenderi bir derviş olan Üryan Baba’nın türbesine geçtik.

Uykusuzluk ve yorgunluktan gözlerim kapanıyordu ama Eskişehir’e de her zaman gelinmiyordu. Gelinse bile Nizamettin Arslan gibi ilmin zekatı yüzde yüzdür diyerek bilgisini güler yüzüyle paylaşan bir mihmandar bulmak zordu. Onun için kararmaya başlayan havaya rağmen Odunpazarı’nın tarihî sokaklarında dolaştık. Tarihi bir konaktan butik otele dönüşen bir mekanda geceledim. Sabah erkenden kalkıp Arkeoloji Müzesi’ni, Kurtuluş Müzesi’ni, Ticaret ve Sanayi Müzesini gezdikten soran yine Nizamettin abimizle buluştuk ve

 

Söğüt’e doğru yola koyulduk. Osmanlı’nın ilk mescidi olan Kuyulu Mescit’i, Söğüt Etnografik Müzesi’ni, Ertuğrul Gazi Türbesi’ni, Dursun Fakih Türbesi’ni, Bozüyük Kasımpaşa Cami’sini gördükten sonra Bursa’ya hareket ettim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ