Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,84 / Satış: 3,85
€ EURO → Alış: 4,51 / Satış: 4,52

Gelinlik ve Kefen

Saliha TOPRAK
Saliha TOPRAK - saliha-toprak@hotmail.com
  • 06.12.2017
  • 428 kez okundu

Evlenmek dün nasıldı? Bugün nasıl? Yarın tahminen nasıl olacak?

Dün dediğim zamanı annemin evlendiği 1946 olarak algılayalım…

Kız ilkokula gider, bir iki yıl da terziye gönderilir (söküğünü bari dikmeyi bilsin) , (mutfağa sokulur, yemek yapmayı öğrensin)… Derken on dört on beş yaşlarında dünürler görücü gelmeye başlar. Hamamlarda , kınalarda erkek çocuğu anaları askere gitmiş , yani artık evlenme çağına gelmiş oğluna kız beğenir. Annenin bulduğu ve onay verdiği kızla erkek evlendirilir. Baba evinin bir odasına yerleşir… Düğün bitimine kadar birbirlerini görmezler veya kapı aralığından şurdan burdan gizli bir bakış atabilirlerse o kadar görmüş olur.

Kız evden çıkarken babası kızına şöyle der:

“Baba evinden beyaz gelinliğinle çıkıyorsun, koca evinden de beyaz kefeninle çıkacaksın.”

Ve hakikaten bizlerin büyükleri hep o evlerden kefenleriyle çıktılar. Çünkü başka gidecekleri yer yurt yoktu. Baştan kapatılmıştı.

Benim dönemim olan 1976 yıllarından günümüze kadar nasıl mı?

Evet yine çok eski sayabiliriz. Kırk yıl öncesi… Kız orta öğretimi bitirince yani lise mezunu ise, iş bulabiliyor, memur olabiliyordu. Bu nedenle evlenme yaşı on yedi on sekiz den başlayarak en fazla yirmi beş yaşına kadar çıkmıştı. Bu dönemde de hatta günümüzde de görücü usulü hala devam etmekte ise de , gençlere birbirini tanımak, yanına bir “gözcü” takılarak dışarıda gezmesi, bir kahve içmeye , yemek yemeğe gitmesine izin verildi. Nişanlılık döneminde “anlaşabiliyorlar mı anlaşamıyorlar mı?” sorusunun yanıtına göre ayrılmalarına da hoş görü ile bakılır oldu. Gerçi “nişan atmış kız” oğullarına kız arayan anneler için biraz olumsuz bakışa sebep oluyorsa da evlenip ayrılma durumundan daha iyi bir tercih konusu idi.

Bizim babalarımızın çoğu da kız evden uğurlanırken aynı “beyaz kefen” öğüdünü verdiyse de; “mutlu olmazsan dağ gibi arkandayım. kimseye kendini ezdirme” diyen aydın babalar da var olmaya başlamıştı.

Böylece eli para gören , kendi ayakları üzerinde durabilen bir kısım kadın, kötü giden evliliği varsa, kefenle değil, canlı olarak, boşanarak , koca evinden çıkabildi…

Ama bu o kadar da kolay ve çok sayıda olamadı.

Çünkü bizim zamanımızda hala boşanmak dışlanmak demekti. Dul kadının her davranışı sorgulanır, hiç bir hareketi ona uygun görülmezdi. Kadın özgür olmak için boşansa ; kısa süre sonra daha tutsak ve daha yalnız, daha baskı altında olduğunu anlayarak yeni evliliklere ve yanlış kararlara sürüklenmekteydi. Bunun örneğini gören kadınlar da evliliğini sabırla korumaktaydı.

Aldatılma, dayak, geçimsizlik her şey her şey susuldu unutuldu. O döneme bakınız, eğitimli ve para kazanan kadınların boşanma oranı, bugünün yarısından azdır.

Peki biz nasıl mı yürüttük bunca yıl? Dediğim gibi sabırla.

1- Birimiz kızınca diğeri sahadan uzaklaşarak,
2- Çevre evlilikleriyle ve yaşantılarıyla hiç karşılaştırma yapmadan, yarışmaya girmeden yaşayarak,
3- Özellikle kadın olarak biz; kapris, çok sesli eleştiri yapmamaya çalışarak, işimizi de bırakmadan ve çocuklarımıza da iyi anne olmaya devam ederek yaşadığımız için,
4- Sabır… sabır… sabırla bu güne gelebildik.

Bu dönemde elektronik eşyalar, kadınların hayatını kolaylaştıran hazır mamalar , bebek bezleri de yoktu üstelik. Sadece anneanneler ve babaanneler koşardı yardımımıza. Biz onlara hürmet ederdik. Onlar da bize analık… Şimdiki ailelerde görmediğimiz güzel bir dayanışma vardı.

İnanın aşk, sevgi, saygı vs… deniyor ya, HAYIR ARKADAŞLAR , SIRRIMIZ SABIR VE TAHAMMÜL.

Tahammülünüz yoksa; dünyanın sonu değil boşanmak. Kimse artık gelinliğinizle girdiğiniz evden, kefeninizle çıkmanızı beklemiyor. Başka bekar insanlarla yeniden deneyebilirsiniz .

Gelelim Bugüne:

Sanırım en kötü dönemi yaşıyor evlenecek gençler ve evlilikler. Çünkü; evlenmek madden çok zorlaştı. Eskiden aile yanına bir odacığa razı olunması durumları sona erdi ve herkes tam donanımlı, hiç bir eksiği olmayan ayrı evlere, gösterişli düğünlere geçiş yaptı. Başlık parasının , süt hakkının nedense hala sürdüğü, takının kıza verilmeyip paylaşılmaya çalışılması, eşya alınması evreleri aileler kavga ederek, düğün başlamadan bitmeye, bitmediyse de düşman aileler olarak “hısımlık”; “hasımlık” olarak başladı.

Her şey o kadar maddi ölçülere dayandırılır hale getirildi ki; çocuklara “evlenmek” korku filmi yaşatmaya dönüştürüldü. Veya gençler öyle tuhaflaştı ki;

Evlilik Kurumu sosyal medyada övünme, her özel anın ve eşyanın gün gün insanların önüne serilmesi; seri filmler gibi izletilmesi modası başladı. “ Kocişkom bana bu pastayı aldı. Gece yatak odasına kadar mum döşedi , yollarıma gül döktü …” Şeklinde paylaşımları şaşkınlıkla görür olduk.

Evlenme yaşı; üniversite bitiminden yani, yirmili yaşlardan kırklı yaşlara doğru yükseldi. Babalar kızlarını uğurlarken artık mutluluklar dileyip, “sakın üzülmemelerini, nasıl olsa evlilik sözleşmesi vs yaptırdıklarını, derhal dönüp gelebileceklerini “ söyler oldular. Bu iyi mi , kötü mü oldu tartışılır.

İlk beş yıl da bu evlilikler sapır sapır dökülmeye başladı. Çünkü anne babanın çalıştığı, yine de yetişemediği, özel okullu, bakıcılı, bol gösterişli, bol borçlu dönemlerde doğan çocuklarla yaşanan süslü ama mutsuz evlerde kavga sesleri yükseldi. Büyükler, evden huzur evlerine gönderildi. Gönderilmeyen büyükler ise, yapıcı olacakları yerde yıkıcı olmayı seçtiler. İlişkiler bozuldu.

Her iki aile de bu evlerden ellerini çekmeden, o evliliklere müdahale ederek, sana kız mı yok oğlum (ya da sana erkek mi yok kızım) sorularıyla dolduruşa getirdikleri çocuklarını ayırmakta bir sakınca görmedi.

Bu ailelerin torunlarının tam bir dram yaşadığı düşünülürken ; aaa o da ne, bu yavrular artık bu “boşanmış aile çocuğu” olayını o kadar kanıksadı ki; okulda birbirlerine veya öğretmenlerine, “ Ahmet’in annesiyle babası boşanmamıııış” diye şaşkınlık cümleleri kurmaya başladılar. Çünkü “boşanmış aile” sayısı “ boşanmamışlardan” daha fazla hale geldi.

Veya gençler; “aaaa o bir davetiye mi? gerçekten kararlı mısın? Oooo loto mu çıktı?”diye sorar oldular. Çünkü öyle maliyetli hale geldi ki evlenmek; bankalardan alınan borçlar, krediler, o yeni evli çiftin evlilik yıllarından daha uzun sürecekti.

Veee GELECEK:

İki seçenek var.

Ya kızlar erkekleri zorla ikna edecek ( çünkü gençlerin bu mali yükü taşıma gücü sona erdi) , ya da “evlilik” diye bir kurum kalmayacak. Bu şimdiden o kadar kaygı uyandırıyor ki anne babalar da, çocuklarını üniversite bitmeden evlenmeleri için şartlandırıyor. Kız babaları aleni; erkek babalarına kendi kızlarını gelin olarak almalarını söylüyorlar.

Herkes “gözü kapanmadan” (ölmeden) çocuğunu evlendirme derdinde… Evlenme kurumumuz o kadar yara aldı ki gelecekte kesin olarak yok olacak maalesef…

Gelecek için; şimdiden sinyallerini aldığım ve nefret ettiğim bir durum söz konusu:

Kadınların başta olmak üzere, her iki cinsin de “evli” kişilerle yuva bozarak evlenmeleri. Bu çoğalmaya ve hoş görülmeye başladı. Sanırım gelecekte de daha fazla olacak.

Lütfen kızlar, ama lütfen…

Evli erkeklerden uzak durunuz. Yuva yıkanın yuvası olmaz. Bugün sen birinin yuvasını yıkarsan, bir gün de birisi gelir senin yuvanı yıkar. Bunu unutma. Onurunla, gururunla kendine bekar bir eş seçmelisin. Zenginlik para vs uğruna alçalarak, başka kadının mutsuzluğu üzerine inşa ederek yapacağınız evlilik; size mutluluk getirmeyecektir.
Kimsenin “ORTANCAM” diyebileceği bir kadın olmayı kabul etmeyin. Bundan ağır bir hakaret olamaz çünkü. Siz bir bireysiniz , eşya veya parayla alınan bir nesne değilsiniz.

Size bir şey söyleyeyim mi? Bunları göğüsleyemeyecekseniz veya yuva yıkacaksanız; BEKAR YAŞAYINIZ.
GELECEKTE BU DURUM DA ÇOK TERCİH EDİLECEKTİR. En azından mutsuz çocuklar ve terk edilmiş eşlerin göz yaşlarına sebep olmazsınız.

Gelinlik giymek böyle bir hayata sebep olacaksa, ben olsam; baştan kefeni seçerim…

MUTLULUKLAR DİLİYORUM…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ