Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,84 / Satış: 3,85
€ EURO → Alış: 4,51 / Satış: 4,52

MHP Lideri Sayın Bahçeli…

Hasan Şükrü PEREK
Hasan Şükrü PEREK - h.sukru.perek.ymm@hotmail.com
  • 16.11.2016
  • 1.706 kez okundu

1968’den beri Türkiye’nin en sıkıntılı dönemlerinde Ay-Yıldızlı Bayrağı ve bu güzel vatanı korumak adına her türlü çile ve cefaya katlanan bir neslin bugün yaşayan temsilcileriyiz. Türk Milliyetçiliği fikrini benimseyen, bir idealin dünden bugüne, bugünden yarına aktarılması konusunda gelen çabayı gösteren bundan mutluluk ve huzur duyan bir bütünün parçasıyız. Buna biz Ülkücülük demekteyiz.

MHP Türk Milliyetçiliğini benimseyen ve adına ülkücülük denilen hareketin siyasi misyonda ki temsilcidir. Bu durum, şu anlayışın çok açık bir belirtisidir: Ülkücü hareket; Türkiye’nin siyasi bütünlüğünü ve üniter yapısını esas alan bir anlayışa sahiptir. Demokrasiye olan inancı tamdır. Zaten meşru zeminler içinde kalmayı hedef alan bir hareket olmasa siyasi hayatın bir parçası olmaz. Parlamento da MHP ünvanı altında şu veya bu sayıda 45 yıldır varlığını sürdürmektedir. Bu süre içinde Türk demokrasi yer yer kesintiye uğrasa dahi asla çizgisini değiştirmemiş ve parlamenter rejimin taraftarı olmuştur.

Tüm Türk Milliyetçilerinin genel kabulü, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri ve ilk Başbuğu’dur. Atatürk’ün vefatından sonra birçok değerli lider, siyaset sahnesinden gelip geçmesine rağmen, ikinci başbuğ olarak bizler Sayın Türkeş’i tanıdık. Cumhuriyetimizin iki temel ilkesi olan “ Türklük gurur ve şuuru ile islam ahlak ve fazileti “ ilkesi etrafında toplandık.

Aynen Mustafa Kemal Atatürk’ün bize miras bıraktığı bu iki temel ilke ya da iki temel ayak bizim için de esastı. Bunlardan ilki Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan, kurucu irade Türk olmasına rağmen, diğer etnik gruplar için hiçbir farklılık gözetilmeyecek vatandaşlık temel bazında tüm iş ve işlemler de yani kanun önünde ve temsilde tam eşitlik sağlanacaktır. Türk kimliği altında herkes eşit hak ve hürriyete sahip olacaktır.

İkinci temel ise; yine Mustafa Kemal Atatürk’ün titizlikle ortaya koyduğu ve koruduğu laiklik kavramıdır. Bu ise farklı inanç ve kültürde olan, hatta inancı olmayan tüm vatandaşların, kendileri gibi düşünmeyen hiçbir grup ve insanı baskı altına almayan ve baskı altında tutmayan, birbirlerinin inançlarına saygı gösterilmesini hedefleyen bir ilkedir.

Maalesef, bugün her iki ilke de bizatihi Cumhuriyeti korumakla mükellef anlayışlar tarafından örselenmiş ve yıpratılmıştır.

Türkiye bir mozaiktir gibi yersiz ve densiz bir slogan ile ülkü, bayrak, dil ve toprak birliği tartışmaya açılmıştır. Arkasından henüz milletleşme ve milli kimlik kazanma sürecinden geçmeyen, geçmişte bir tarih yaratamamış bir takım etnik gruplar, inanç bazlı bir takım insanları alışkanlık haline getirmiş dış mihraklar, etnik bazlı insanları da taşaron olarak kullanmayı Türkiye Cumhuriyetini ortadan kaldırmanın emperyal bir hedefi haline getirmişlerdir.

Bu faslı kısa kesmek için ancak şunu söylemek mümkündür. Türk milleti kurduğu Devleti ve sahip olduğu vatanı korumayı bilir. Bunu emparyal devletlerinde bildiğini bilir. Tekrar tekrar ispat etmeye gerekte yoktur. İster etnik bazlı, ister inanç bazlı taşaronlar yüz yıllık Türk tarihini inceleseler bu aslanı ikide bir kükretmemeleri gerektiğini anlayabilirler.

Gelelim MHP ve onun Genel Başkanı Sayın Bahçeli’ye. Deli mi akıllı mı onu bilmiyorum ancak iki de bir kuyuya taş atmakla tanınan bir duruma geldi. 2002 de dağ başında illa genel seçim isterim diye tutturdu. Ne partili ne pırtılı kimse bir şey anlayamadı. Ki 1999’da iktidara gelen üçlü koalisyona çok umut bağlanmıştı. 1990’lı yıllardan beri Anap, Doğruyol ve Refah dönemlerinde yaşanan yolsuzluklar, beceriksizlikler Sayın Ecevit’in “temiz toplum, temiz siyaset “ sloganı ile zirve yapmış yüzde 2 lerde dolaşan Demokratik Sol Parti’ye yüzde 22 oy vererek onu birinci parti yapmış, temiz ve dürüst adamdır denenmemiştir, bir de bunları deneyelim dediği MHP yi de ikinci sıraya koymuştur.

1999 yılında Türkiye tarihi bir depremi yaşamıştır. Bir ucu İstanbul Avcılar’da diğer ucu denizi deryayı aşar bir biçimde Yalova, Gölcük, İzmit Adapazarı ve Düzce’ye uzanan on binlerce insanımızın öldüğü bir depremle karşılaşmıştır. Türk Sanayinin kalbi olan Gebze ve İzmit kitlenmiştir. 2001 yılında, 1994 yılında yaşanan ekonomik kriz tekrar etmiş, 20’yi aşkın banka bizzat sahipleri tarafından soyularak batırılmış ve ceremesi Türk milletinin sırtına yüklenmiştir.Ekonomik tedbirler alınmış ve Türkiye tam gaz gitmeyi hedeflerken bu sefer de “Anayasa fırlatma krizi “ yaşanmıştır. Koalisyon ortaklarından Anavatan Partisi, MHP ile koalisyona devam etmeyi düşünmediği tavrını ortaya koymuş, nihayetinde Doğruyol Partisi ile birleşme hikayesinde akçalı işler konuşulmuş ve her iki siyasi partide intiharı yol olarak benimsemişlerdir.

MHP o dönemde 127 milletvekiline sahiptir. Ancak koalisyon hükümetinde sayın Ecevit’in yanında “Devlet Adamlığı Stajını “ yaptığını söyleyen Bahçeli bir türlü stajını tamamlayamamış, kendi partisinden, kendisinin seçtiği 5 ayrı Bakanı, Bakanlıktan azlettirme başarısını yakalamıştır. Ancak, özellikle sol basın birbirine zıt anlayışta olmasına ve daha başından Rahşan Ecevit’in verdiği çok yaralayıcı demecine rağmen “ uzlaşma kültürü “ maşallah pek fazla diye pohpohlanarak devamı sağlanmıştır. Sayın Ecevit ise bizzat eliyle ABD’den getirip ekonominin direksiyonuna oturttuğu önce Sayın Kemal Derviş, sonra da Sayın İsmail Cem tarafından darmadağın edilmiş, hayatında risk almayı hiç sevmeyen MHP liderinin seçim, illa seçim sloganı ile bambaşka bir siyasi yapı teşkiline yol açmıştır.

Bu konuları sayfalarca yazmak mümkün, ancak o günlere bir miktar ışık tutarak Sayın Bahçeli’nin gerek o gün, gerekse bugün ne yapmak istediğini ortaya koymak bakımından anlatmak gerekir idi.

MHP lideri herkesçe bilindiği gibi önce 7 Haziran seçimleri sonucu o gece ortaya çıkıp seçimin en başarılı partisi olmasına rağmen, yine elinin havada dolaştırıp bir takla attırdıktan sonra “ alayına “ meydan okumuş erken seçim talebinde bulunmuştur. Hatta tarih vermiş, en geç Kasım ayında seçim yapılmalıdır demiştir. AKP bu talebi havada kapmış ve sayın Bahçeli’nin “ ne faziletli, devlet meselelerinde ne kadar isabetli düşündüğünü “ üzerine basa basa söylemiştir.

1 Kasım seçimleri yapılmış, ancak Bahçeli’nin bu çok özverili ve devlet adamlığındaki bu çok ileri özelliği seçmen tarafından dikkate alınmamış olacak ki kendi sermayesinden 2 milyonu aşkın oyu vererek AKP’yi iktidar yapmıştır.

Bu sonuç, MHP’nin omurgasını teşkil eden Ülkücü ve yıllarını bu kurumu ayakta tutmaya adamış MHP’li üyelerce değerlendirilmiş ve “ bu kömür bu treni yürütmeyecek” düşüncesi ile yeni lider arayışına girmiştir. Bu hareketlenme partiye canlılık getirmiş, hatta başka partilerden ilgi de görmüştür. Ancak; yine herkesin “ülkücü irade “ ne derse o olur diyen Sayın Bahçeli türlü mahkeme safahatından sonra “ben bildiğimi okurum arkadaş mantığı “ile bu günlere gelinmiştir.

Gelinmiştir de ne olmuştur. Artık, ömrünü tamamlayan Başkanlık tartışmaları için kuyuya bir taş daha atmayı yine “ Ali Devlet “ anlayışının bir gereği gibi görmüş, ülkeyi gereği olmayan bir zamanda yine tarifi tanımı bilinmeyen bir idari modelin yersiz tartışmalarına vesile olmuştur.

Nasıl bir vakitler aman ne “uzlaşma kültürü” var diye yere göge sığmayan Sayın Bahçeli, bu sefer de aman “ hikmet ve feraset” i ile Türkiye’ye model biçme arzusu yeniden depreşmiş bulunmaktadır. Öyle dediydim, yok öyle demedim böyle demek istemiştim, her türlü desteği vermeye hazırız, hayır hele bir gelsin de bakalım gibi alt kültürün tartışmaları yine gündemde.

Şimdi bir tespit yapalım.

Sayın Bahçeli, kendi eli ile oluşturduğu İl Yönetimleri ve yine kendi eliyle seçtiği delegeler tarafından dışlanmış bir liderdir. Dışlanmış ve yalnızlığa itilmiş bir parti liderinin varlığını onun bunun ittirmesi ile daha ne kadar sürdürebilir.Başında bulunduğu Partiye oy veren seçmen kitlesi kendisine olan güvenini yitirmiştir. Kırgındır. Rakip gördüğü herkesi uşaklıkla, paralelcilikle suçlamak sureti ile kendisine yol açmaya çalışmaktadır. Yol bitmiştir. Ne düşündüğünü açıkça ifade edemeyen bir meclis yapısı ve döküntü bir parti yönetimi ile ne bu harekete yön verebilir, ne de liderlik yapabilir. Taşıyamaz, bu yük ona fazladır.

Onun için sayın Bahçeli, Ülkenin geleceğine yön verecek kararları tek başına alma huyundan vazgeçmeli, alınacak bu kararın önce kendi partisi ve taraftarlarınca nasıl değerlendirildiğini tartışmaya açabilmelidir. Başkanlık konusunda Sayın Bahçeli’nin ön gördüğü hiçbir öneri ve fikir hiçbir MHP’liyi bağlamamaktadır. Her şeyden önce kendisine olan güven yitirilmişitr.

Tabidir ki bu sözlerim hiçbir MHP’li kardeşimin hoşuna gitmiyor. Konuşmamayı ve yutkunmayı tercih ediyorlar. İnanın günün birinde benimde parti liderim hakkında olumsuz şeyler yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Ama son olaylar hepimizin inancını kaybettirdi. Birde benim için tabi ki mevcut yapı içinde geleceğin Türkiye’sini inşa edelim diye düşünürüm. Yoksa Başkanlık’mış, ya da kim Başkan olacakmış. Pekte umurumda değil.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ