Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,52 / Satış: 3,53
€ EURO → Alış: 4,13 / Satış: 4,15

Müzesi Şehir, Şehri Müze: Mardin

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 31.07.2017
  • 738 kez okundu

Açıkhava müzesi denilince akla ilk gelen birkaç yer söyleyin dense aklıma İstanbul tarihî yarımada, Göreme, Ihlara ve gelirdi. Şehri daha görmeden daha Miniatürk’teki maketini görmüştüm.

Birçok şehirde olduğu gibi Mardin’in de ismi hakkında farklı görüşler mevcut. Nusaybin civarında “Maradin” isimli Arap kabilesini dillendirenler olduğu gibi Süryanice’de kaleler kenti demek olan “Marde” kelimesinden mülhem iddiası daha makul geliyor. En azından şehri ilk görenlerin intibası bu yönde olabiliyor.

*          *          *

Ortak kitaplar yazdığımız ağabeyim Yard. Doç. Dr. Zekai Erdal, Artuklu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı olarak görev yapıyor. Eğitime tatil verilmişken ve Zekai abi de oradayken artık Mardin’i görmenin vakti gelmişti. Otobüsle yaklaşık olarak on iki saat süren bir yolculuktan sonra Mardin’e indikten sonra ilk işim Mardin Müzesi’ni gezmek oldu. Aslında Zekai abi ile gezecektik müzeyi ama onun fakültede toplantısı olduğundan müzede staj yapan öğrencilerinden İbrahim kardeşimiz eşlik etti. Bu güzel ve büyük taş yapı aslında bir asırdan fazla bir yaşa sahip. Ama olması daha 22 senelik. Yani 1995 yılından beridir olarak hizmet veriyormuş. Daha önce garnizon, sağlık ocağı, polis karakolu, siyasi parti binası gibi hizmet vermekle birlikte ilk olarak 1895 yılında Katolik Patrikhanesi olarak kullanılmış olan bina müştemilatıyla göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahiptir. 1995’e kadar neredeymiş diye merak edenler olabilir. Zinciriye Medresesi’ndeymiş. (Tıpkı Aksaray şehrindeki müzeye de uzun yıllar adaşı olan Zinciriye Medresesi’nin ev sahipliği yaptığı gibi.)

Mardin Müzesi evvela bina olarak farklıdır. Genelde müzeler bahçelerinden başka iki ya da üç katlı olup hizmet verirler. İdari bölüm de bu binanın bir katındadır. Arşiv kısmı genelde bodrumundadır. Ama Mardin Müzesi tahmin edeceğiniz gibi böyle değil. Merdivenler, sokaklar, damlar, balkonlar, birbirine geçen odalar derken zaman tünelinde yolculuk yaptıran bir binadan bahsediyorum. Serinliği klimasız, nefes alan taşlarla sağlanan 120 küsur yıllık bir mekânı canlandırın gözlerinizde. (Hayal etmek yerine en iyisi ilk fırsatta bizzat teneffüs edin!)

Evvela şunu belirteyim ki, müzenin manzarası inanılmaz. Merdivenlerinden tırmanırken sanat eserlerine dönüşen sarımsırak taşlar nefesinizi kesiyor. Arkanızı döndüğünüzde ise uçsuz bucaksız Mezopotamya Ovası keser bu defa nefesinizi. Ovanın sonunu görmek için gözlerinizi kısarsınız olmaz. Gözlükleriniz varsa camlarını silip bakarsınız yine olmaz! Böyle bir ovanın kenarında Mardin Kalesi’nin eteğinde kurulan Açıkhava müzesi bir şehrin müzesi de bir şehir. Nasıl bir şehir derseniz söyleyeyim.

Damıtılmış, özetlenmiş bir şehir. Binlerce yıllık bir şehrin hikayesi bu müzede. Ama öyle sıradan bir şehir değil ki, müzesi sıradan olsun. Kozmopolit yapısını binlerce yıldır sürdüren şehrin müzesinden bahsediyorum.

O kadar farklı müze gezdim ama Mardin Müzesi gibi müze çok az gördüm. Etkinlikler yönünden belki de tektir. Çocuklar için uçurtma şenliği yapmak belki başka yerde de vardır ama uzun süredir bir gelenek olan bu etkinliğe gelemeyenlerin ayağına giden bir müzeden çoğumuzun haberi yoktur galiba. Çünkü ben de gidince Zekai abi’den öğrendim. Herkes için etkinlik var ama özellikle çocuklar için birbirinden değerli, eğitici ve eğlendirici etkinliklerin tüm müzelere örnek olması gerekir.

Mesela arkeopark alanında çocuklar kazı yapıyorlar. Binlerce yıldır toprak altında kalmış bir eşyayı arkeologların-sanat tarihçilerinin nasıl çıkardığını, çıkan bu eserin nasıl korunması gerektiğini ve hatta bazı özelliklerine bakarak hangi döneme ait olabileceğini öğreniyorlar. Hemen karşılarındaki görsellerde insanoğlunun tarih boyunca nasıl giyindiğini, kıyafet ve aksesuarlarındaki değişimin nasıl olduğunu görebiliyorlar.

Yine çocuklar için sikke basma kısmı var. Burada üç farklı parayı kendileri basabiliyorlar. Ve bu hatıra parayı ücretsiz alabiliyorlar. Bu tip hatıra paralar birçok müzede var ama bizzat müzeyi ziyaret edenlerin müdahil olduğu, çekiç kaldırıp güç kullanarak işin içine girdiği müze çok azdır. Yine hemen yanında mendil ya da kesenin veya başka bir kumaşın üzerine kök boya ile özel kalıplar yardımıyla baskı yapabiliyorlar. Özellikle şahmaran motifi en çok basılan figürlerin başında geliyor. Hatta ben de kızım için bir mendil üzerine şahmaran motifi bastım. 

Elbette sadece bunlar değil, daha nice etkinlikler var. Başka bir atölyede toprağa şekil veren bu çocuklar çanak-çömleğin nasıl yapıldığını öğrendikleri gibi birçok pişmiş toprak eşyanın farkını ve özelliklerini öğreniyorlar. Bugün yetişkin insanların bile çoğunun “amfora nedir?” sualine cevap veremediğini düşünürsek bu çocukların neler öğrendiği ortadadır.

Kısacası bu müze Türkiye’de birçok yönden ilk ve enlere sahip. Bu güzelliği, zenginliği yaşatanlara saygılarımı sunarken başta Zekai Erdal ile onun müzede staj yapan öğrencilerine ve müze çalışanlarına teşekkür ediyorum.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ