Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,95 / Satış: 3,97
€ EURO → Alış: 4,63 / Satış: 4,65

Şark’ın Üstadı Akif’e Bakış

Hasan CANKURT
Hasan CANKURT - cankurt_hasan@hotmail.com
  • 28.02.2017
  • 1.132 kez okundu

Şark’ın yetiştirdiği en büyük şairlerden olan Mehmet Akif Ersoy, sadece şairlik özelliği ile bilinmez, bilinmemelidir de.  Bütün gayretini milleti için adamış bir mütefekkir, kendisinin deyimiyle “sadr-ı İslam’ı” bütün ruhuyla yaşamış örnek bir müslüman; Arapça,  Farsça ve Fransızca birçok didaktik eseri Türkçemize kazandırmış bir mütercim, cami kürsülerinde halkını eğitmeye çalışan ateşli bir vaiz, müspet ilimlerden kendisini soyutlamamış başarılı bir hekim, fakr u zaruretine rağmen doğruları söylemekten vazgeçmemiş cesur bir gazeteci, Kurtuluş Savaşı’nın en ümitsiz anlarında Türk askerine kahramanlık aşılamış ve Türk’ün zaferinden sonra gazilik madalyası ile taçlandırılmış yiğit bir savaşçı, yine milletimizin en buhranlı anlarında ödünç bir paltoyla TBMM’ye gelip giden fakir bir milletvekili, İstanbul Edebiyat Fakültesi’nin, Ziraat Okulu’nun ve Makinist Mektebi’nin edebiyat ve kompozisyon hocası, Mısır-Kahire Üniversitesi’nin  Türk Dili profesörü,  hayatının her anını rehberliğinde yaşadığı Kur’an’ın tercümanı ve her şeyden evvel Türk milleti için örnek bir model teşkil eden seciye kahramanı ve karakter âbidesidir.

Şu an ismini hatırlayamadığım bir büyüğümüz (Ertuğrul Düzdağ veya Dücane Cündioğlu galiba) Kuran’dan sonra en çok okunan eserin Safahat olduğunu söyler. Ben üstadımızın bu tespitinin kendisine ait bir temenni olduğunu düşünüyorum. Günümüz Türkiye’sinde istiklal şairimiz Akif’in herkes tarafından tanındığı bir gerçek. Ancak Akif’in âbidevî eseri Safahat, maalesef gerek aydınımız gerek eğitim camiamız tarafından yeterince okunmuyor. Akif’in yaşadığı dönemde aktif bir kullanım alanına sahip bazı kelimeler güncel Türkçemizde bilinmiyor. Bu kelimelere uzak kalan günümüz insanı Safahat’ı anlamakta aceleci ve sabırsız davranıyor. Halbuki Safahat’ın dairesine girdiğinde ve Akif’i tanıdığında  aceleciliğinin ve sabırsızlığının yersiz olduğunu anlayacak… Esasında hakkında en fazla kitap yazılan şairimiz Akif’tir.  İlkokuldan üniversiteye kadar bütün öğrencilerimiz tarafından tanınan şair de odur. Tanınmasına rağmen bilindiğine ve anlaşıldığına inananlardan olmadığımı açık yüreklilikle belirteyim.

Akif hakkında yazılan eserlerin fazlalığına gelince… Şairimiz hakkında yazılmış en kapsamlı, en güvenilir ve en kıymetli eserlerin onun döneminde yaşamış ve kendisiyle dostluklar kurmuş,  diyaloglar paylaşmış  yazarlarımızın veya ediplerimizin eserleri olduğunda şüphe yoktur. Tespitlerim ışığında Akif’in yakın dostu Mithat Cemal Kuntay’ın , Süleyman Nazif’in, Eşref Edip’in ve Hasan Basri Çantay’ın, Nevzat Ayas’ın eserlerinin veya yazılarının Akif’i anlamada en gür sesli yapıtlar olduğunu düşünmekteyim.  Ertuğrul Düzdağ’ın Akif hakkında yaptığı özverili çalışmaların apayrı bir yeri olduğu konusunda basın yayın camiasının icması vardır, desem herhalde isabet etmiş olurum. Hilmi Yücebaş’ın, Fevziye Abdullah Tansel’in, Faruk Kadri Timurtaş’ın, Mehmet Emin Erişirgil’in, Hicran Göze’nin, Ahmet Kabaklı’nın, Dücane Cündioğlu’nun, Cemal Kutay’ın, Orhan Okay’ın, Fazıl Gökçek’in, Kazım Yetiş’in, Hasan Akay’ın, Fatih Andı’nın, İsa Kocakaplan’ın, Vahap Akbaş’ın, Mehmet Doğan’ın, Yusuf Turan Günaydın’ın  eserlerini de  nazara vermenin önemli olduğunu düşünüyorum. Akif’i Kahire’den tanıyan rahmetli İsmail Hakkı Şengüler’in derli toplu külliyatını özel kütüphanenizde muhafaza etmenizi öneririm. Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç’un Akif hakkındaki yorumlarının son derece orijinal olduğu kanaatindeyim. Sinan Meydan ve Ahmet Cerrahoğlu’nun şairimize yönelik farklı yorumlarını cesaretle incelemenizi salık veririm. Mahir İz’in “Yılların İzinde” adlı eserindeki Akif’le ilgili kısımlara ve Beşir Ayvazoğlu’nun “1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikayesi’ndeki edebî ustalıkla kaleme aldığı anekdotlara mutlaka müracaat etmenizi tavsiye ederim. Akif hakkında zengin makale ve tebliğ literatürü gerçekten incelenmeye değer. Mehmet Akif hakkında yazılan üç beş sayfalık metnin bile bilinenlerin tekrarı olduğunu düşünerek önemsiz addedenlerden  olmadığımı defalarca söylemek istiyorum. Çünkü Akif’imizi defalarca anlatalım, defalarca konuşalım, defalarca dikkatlere sunalım. Çünkü  Akif’in fikirleri, Akif’in yaşantısı, Akif’in seciyesi ve Akif’in karakteri bir modeldir. Akif bir fenomendir. Akif  dindardır ama yobaz değildir. Akif demokrattır. Fakat onun demokratlığı sadece kendisine değildir. Akif milliyetçidir. Fakat diğer milletlere yaşam hakkı tanımayan ırkî bir milliyetçilik değildir onun milliyetçiliği. Ne laf ü güzaf dindarlığı ne şekil milliyetçiliği Akif’in coğrafyasında gezemez. Akif dindeki ritüellere saplanıp kalmaz. Kur’an’ı anlamak için çaba sarf eder. Hurafelere ve bidatlara karşı savaş açmıştır. Tembelliğe ve miskinliğe öfke duyar. İçinde doğduğu millete üstten bakan,  kendi kültüründen uzaklaşarak insanını hakir gören aydınlara ne kadar kızıyorsa dinin içerisinde çöreklenerek her türlü bilime ve irfana soğuk bakan, çağının dışında yaşayan yobazlara da o kadar kızmaktadır.   Bu konulardaki cesur duruşundan dolayı maalesef  gerek birtakım dindarlar (cennetmekan Abdülhamit Han’a bazı eleştirilerinden hareketle) gerekse de bazı kemalistler tarafından eleştirilmiş, fikirlerine ve şiirlerine mesafeli durulmuştur. Ben, bu konuda mesafeli duranların Akif’i fazla tanımadıklarını, Akif’in etkilendiği derin görüntünün de tam anlaşılmadığını düşünüyorum.

Akif’in gerek Şark’ın büyüklerinden gerekse de Garb’ın büyüklerinden bir çok fenomenden etkilendiği bir gerçektir. Fuzulî, Mevlid şairimiz Süleyman Çelebi, İbn-i Fârız, Hindistanlı Şair Feyzî, Şeyh Sadî, Hâfız-ı Şirâzî, Osman Şems, Hersekli Arif Hikmet, Muallim Naci, Sait Halim Paşa, Abdülaziz Çaviş, Muhammed Abduh, Cemalettin Afganî, Sibiryalı Abdurreşit, Pakistanlı İkbal, Hindistanlı Şibli-i Numânî, Babanzâde Ahmed Naim, Namık Kemal, Ali Ekrem Bolayır, Abdülhak Hamit Tarhan, Alexandre Dumas, Lamartine, Emile Zola ve Victor Hugo Akif’in etki alanına girdiği Şark’ın ve Garb’ın büyükleridir. Akif, mezkur zatlardan etkilenmiştir. Fakat  onların çizdiği çerçeve içerisinde saplanıp kalanlardan olmamıştır.

Kur’an’a ve peygambere aşıktır. Akif’in vatan coğrafyası bütün müslümanları hatta bütün insanlığı kucaklar. Akif ecdâda tutkundur, milletine meftundur. Bağrından çıktığı milletin dili ile konuşur. Arapçayı, Farsçayı, Fransızcayı söz konusu dillerin edebiyatlarıyla bildiği halde Türk’ün diline mübteladır.

Bir çok Akifseverin  belirttiği gibi Akif Türkçe yazdı, Türkçe düşündü, Türkçe ağladı ve Türkçe veda etti.

Hayatına dair notlarla tekrar döneceğiz…

ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ