Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 5,99 / Satış: 6,01
€ EURO → Alış: 6,82 / Satış: 6,85

Tarsus İzlenimleri

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 14.09.2017
  • 905 kez okundu

TARSUS: ÇOKLUK VE YOKLUK!

Başlık neden böyle diye düşünenlere hemen cevap veriyorum: Tarsus’un her yeri tarih olduğundan kıymeti pek bilinmiyor. Onun için çok olanın kıymeti olmuyor!

***

Mersin’in Orta Anadolu’ya en yakın, tarih yönünden en zengin ilçesi Tarsus’u ilk defa gördüm. Çoktan görülmesi gereken bir yeri, hem de uzak olmamasına rağmen şimdiye kadar gezip görmemekle çok geç kalmışım. Uzun zamandır ha şu zaman ha bu zaman diye tehir ettiğim Tarsus’u kardeşim gibi sevdiğim Ramazan Erdinç (üniversiteden arkadaşım) ile birlikte gezdik.

Ramazanla buluşunca ilk olarak Nusret Mayın Gemisi’ni ziyaret ettik. Bilindiği gibi Nusret Mayın Gemisi Çanakkale Zaferi’nde müstesna bir yere sahiptir. Çanakkale Savaşları’nda kullanıldıktan sonra bazı şirketler tarafından yük gemisi olarak kullanıldı. Artık miadı doldu denilerek Mersin Limanı’nda çürümeye terk edildi. Ama bunu içine sindiremeyen Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, bu özel gemiyi Tarsus’a taşıyıp müzeye çevirmiş. Helal olsun demekten başka ne diyebiliriz.

Sonra Tarsus merkezindeki tarihî eserleri gezdik. Bilâl-i Habeşî Mescidi’nin içini göremedik ama dış mekanı görmek bile Tarsus’un tarihî zenginliğine renk kattığını hemen fark ediyor insan. İslam’ın ilk yayıldığı dönemlerde Arap ordularının Tarsus’u fethi sırasında ilk müezzin Bilâl-i Habeşî, şimdiki mescidin bulunduğu yerde ezan okuyup namaz kıldırdığı yerde mescit ve kuyu yaptırılmıştır.

Ulu Cami’ye girmeden önce caminin batısında bulunan Kırk Kaşık Han olarak bilinen kapalı çarşıya geçtik. Ramazanoğulları’ndan İbrahim Bey tarafından 1579’da yaptırılan bu zarif binanın dışındaki şekiller kaşığa benzetildiğinden Kırk Kaşık Han olarak adlandırılmış. Tarsus’un her yeri tarih ama iyi korunduğu pek söylenemez. Onun için bir şey çok olunca kıymeti de az oluyor maalesef. Çünkü Ulu Cami’ye girmeden hemen sağ tarafta antik dönemden kalan lahite benzeyen ama çok farklı bir eserin epeyce yıprandığına şahit oldum. Biraz da üzüntüyle Ulu Cami’nin taçkapısına ve çörtenlerine dikkat kesildim. Girişe göre sol tarafta 19. Yüzyıl sonlarında ilave edilen saat kulesi ile şadırvan görülmeye değer.

Ulu Cami’den sonra Danyal Aleyhisselam Kabri’ne yöneldik. Makam-ı Danyal Cami’nin içinde insan çağlar arasında dolaşıyor sanki. Arkeolojik kazılar ve mekânı kurtarmak ve kullanışlı hale getirmek için tercih edilen cam merdivenler geçmişle bugün arasında götürüp getiriyor. Sanki bu basamaklar düne ve güne hizmet ediyor.

Buraya yakın Kubat Paşa Medresesi’nin taçkapısına sanki lokanta adı yazar gibi belediye ışıklı harflerden oluşan bir tabela yaptırmış. Hiç ama hiç olmamış! Bu kadar önemli bir yerin, kadim tarihi bulunan Tarsus’un tarihî eserlerine bunları yapanı görünce yazının başlığına hak vereceksinizdir.

Mardin kadar olmasa da Tarsus da Şahmeran efsanesine sahip çıkıyor. Eski Cami ve Roma Hamamı’nın yakınındaki refüj başında Şahmeran Heykeli bulunuyor. Buradaki yılan erkek başlı olarak tasvir edilmiş. Bu heykelin sağında ve arkasında daha pek çok eski eser var. Daha çok yüz küsur senelik evler. Buradan St. Paul Kuyusu’na geçtik. Şifa niyetine bu kuyunun suyundan içenlere rastladık. Tarsus’un tarihî sokaklarında dolaşırken tüm Türkiye’de moda olan bir uygulamaya rastladık: Gelin-damat fotoğrafları için doğal stüdyo olarak kullanılıyor. Bir gün sonra Tarsuslu kardeşim Ramazan Erdinç ile Eshab-ı Kehf Mağarası’na gittik. Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Eshab-ı Kehf hadisesinin geçtiği mekan için netlik yoktur.

Yıllardır dilden dile dolaşan, kitaplara, filmlere konu olan hadisede, Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayyuş ve köpekleri Kıtmir “Yedi Uyurlar” olarak anılan ermişlerdir. Dünyada otuzdan fazla mağara için “yedi uyurlar” mağarası deniyor. Ama hakikatte neresi bilinmiyor. Kahramanmaraş’ta bulunan mağara diğerlerine göre daha çok kabul görüyor. (Arkadaşım Ramazan’la -iki kel olarak- Eshab-ı Kehf’te hatıra fotoğrafımız olsun istedik)

Eshab-ı Kehf Mağarası’na oldukça yakın olan ve yakın zamanda ziyarete açılan Taşkuyu Mağarası’nı gördük. Mağara 2006’da yol yapım çalışması esnasında tesadüfen bulunmuş. Bakımı ve ışıklandırması güzel olan mağaranın muhakkak görülmesi gerekir.

Merkeze tekrar döndüğümüzde antik yolu gördük. Roma yolu diyenler de var. Kleopatra kapısı için o kadar farklı isimler duyduktan sonra bu antik yol için farklı isimlerin söylenmesi gayet tabidir.

Elbette bu yerleri gezerken acıktık. Yemek molası verdik. Ramazan Tarsus’a ait yemeklerden tadabilmem için sağ olsun çok seçenek sundu. Lakin insanın yiyeceği belli. Ama aklımda/damağımda kalan çok leziz ayran ve kazandibi oldu. Humus, fındık lahmacun, şalgam suyu gibi tatlar Hatay’dan, Antep’e, Urfa’dan Adana’ya ve de Tarsus’a kadar uzan lezzet yolculuğunun güzelleridir.

Berdan Barajı’nı, Türkiye’nin ilk hidroelektrik santral bölgesini, Tarsus Şelalesi’ni gezdikten sonra Aksaray’a hareket ettim. Bu geziyi keşif harekatı gibi değerlendiriyorum. Bir dahaki sefere daha detaylı gezmek niyetindeyim.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ