Sıkıldım aslında bu başıma buyrukluğumdan.
Bazen, biraz, birine ait olmak istiyor kadınlığım.
Yoruldum hayatımda ki her sorunu kendi başıma çözme alışkanlığımdan.
Her kararı tek başıma verme zorunluluğumdan.
O kadar güçlü bir yalnızlığım var ki,
zayıf düşmek istiyorum artık birinin kollarında!
Bazen bakışlarım bir yere kayıyor.
Sadece bazen, ara sıra…
Ama sıradan bakışlara asla!
Arada sırada dokunduğum yerlere ise, bir piyanonun tuşuna dokunmuş ve hemen elimi çekmiş gibi
ya da,
öyle dokunuyorum işte…
Ama piyanonun tuşlarında gezinmiyor ellerim.
Tek bir tuşa basmış ve gitmiş gibi…
…kadar.
Tek bir nota kadar bütün varlığım başkalarında.
Ama
piyanonun tuşlarına bütün gücümle,
var gücümle,
kendimi kaptırmış gibi,
kaybetmiş gibi,
vazgeçememecesine,
tutkuyla
ve çılgınca
basmıyor içim.
İçimden gelmiyor!
O yüzden işte çok az şeye,
çok az dokunuyorum…
Kelebek dokunuşu her şeye
ve bir kelebeğin ömrü kadar az hissettiklerim…
(Yazarın “Örümcek ağı” isimli kitabından alıntıdır…)