| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Anasayfa |
Site Defteri |
İletişim |
Reklam |
Haber Ara |
Foto Galeri |
Videolar |
Anketler |
Sitene Ekle |
RSS Kaynağı |
Yazar Girişi
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
HABER ARAAKSARAY'a ÖZEL
HAVA DURUMU
EN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR
|
KARA GÜN; 4 NİSAN
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya Suresi, Ayet 35)
Yüce Mevla’nın her kulu için vadettiği değişmeyen, değiştirilemeyen ve belki de dünya hayatının en adil gerçekliğidir ölüm. Mevki makamın, mal ve mülkün, evlat, akraba, eş ve dostun ve bunlar gibi bir çok gerçekliğin insan hayatı boyunca en etkisiz ve çaresiz kaldığı anın adıdır. Her insan için kaçınılmaz olan sonsuz hayat yolculuğunun bu başlangıç çizgisinin hikmeti ve manası, nedendir bilinmez ama; kavranamamıştır, anlaşılamamıştır insanoğlu tarafından. Her nefsin kısmetinde var olan, kaderine yazılan ölüm gerçeği çoğu zaman bir yok oluş olarak algılanmıştır bugüne dek... Ama o bir yok oluş değil, hakikate kavuşmanın adıdır aslında. 4 Nisan Başbuğumuzun Hakka ve Hakikate yürüdüğü günün adıdır. Vadesi dolan her kul gibi o da ilahi emre boyun eğmiş ve ölümü tadan nefisler arasında yerini almıştır. Arkasında koca bir Ülkü ordusu, gözü yaşlı evlatlar, kardeşler, analar, bacılar ve daha nice sevenler bırakarak uçmağa varmıştır. Ne hazindir ki varlığında kıymetini bilmeyen Türk insanı vefatı ile, yokluğu ile birlikte onun değerini anlamıştır. Seven, sevmeyen herkes onun büyüklüğünü kabul etmiş ve aziz hatırası önünde eğilmişler ve hatta eğilmek zorunda kalmışlardır. Şüphesiz ki kaçınılmaz son olan ölüm her insanı er ya da geç bulmaktadır. Ancak burada bir ayrım yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum. İnsanlar vardır; doğar, büyür ve ölürler. Hayata dair ne yaptıklarına, nasıl bir mücadele verdiklerine bakarsızın ve hiç birşey göremezsiniz. Onların ölümü sonrasında kimi zaman sahte, kimi zaman samimi fakat geçici bir kaç günlük gözyaşı, hüzün ve ardından hayat normale döner. O insan hiç ölmemiş hatta hiç yaşamamış gibi herkes kaldığı yerden devam eder hayat mücadelesine. Ne akıllarda, ne gönüllerde bir izi kalmaz. Onu hatırlatan ne varsa, zaman denilen döngü içinde kaybolur, silinir gider. Yani bedenleri ile birlikte anıları da dünyadan göç etmiştir. Öyle insanlar da vardır ki; onlar da doğarlar, büyürler ve bir gün vadeleri geldiğinde göç eder giderler. Fakat ne zamanın döngüsü ne de başka bir şeyin gücü yetmez onun anılarını, adını silmeye. Aradan günler, aylar, yıllar geçer; asırlar, çağlar geçer ama o insanlar unutulmaz, unutulamaz. İşte bu durum bedeni göç eden insanoğlunun ölümsüzlüğe erişmesidir. İyi, dürüst, doğru insan olmak; ailesine, milletine, insanlığa faydalı olmaktır bu yolun gereği. Bedenini Türklük şuuru, ruhunu İslam aşkıyla dolduran ve donatan; ömrünü başta Türk Milleti olmak üzere insanlığa faydalı olmaya adayan Merhum Alparslan Türkeş’in bu ayrımdaki yerini anlatmaya gerek yoktur aslında. Vefatının ardından geçen onca yıla rağmen acısı ve hüznü halen gönlümüzdedir. Düşünceleri, fikirleri, mücadelesi halen milyonlara ışık olmakta ve koca bir ülkü kervanını yolundan sapmadan hedefe yürürken bir arada tutmaktadır. Geçen yıllarla beraber kıymeti daha da anlaşılmaya başlayan, yokluğunda aranan, hafızalara kazınan o büyük insanı unutmak veya unutturmak mümkün değildir doğrusu. Türk İslam Davasına, tam bir teslimiyet içerisinde kendisini vakfeden bir şahsiyet. Doktorların hayata döndürme çabaları devam ederken hastane önlerinde, sokak aralarında caddelerde gözleri yaşlı haber bekleyen insanlar vardı. Vefatının ardından hep bir ağızdan rahmet sözcükleri, tekbirler, dualar... Yazılanlara, çizilenlere, anlatılanlara, söylenenlere bakıyoruz. Farklı ağızlardan, farklı kalemlerden dökülen sözcüklerde, cümlelerde aynı şeyler var: iyiliği, sevecenliği, vakarı, kudreti, devlet adamlığı, Başbuğluğu ve daha nice vasıfları içerde ve dışarıda, herkesce kabul görmüş, kabul edilmiş. Cenaze töreninde Ankara tıklım tıklım… Gökten düşen kar taneleri gözlerden akan yaşlar, Memleketin doğusundan, batısından, kuzeyinden, güneyinden; Avrupa’dan, Anayurt’tan gelen binlerce insan, yağan kar ile abdestlerini alıyor ve birlikte saf tutuyorlar. Eşi ve benzeri olmayan bir insan yoğunluğu vardı o gün orada. Yollar kapanmış, şehir giriş çıkışları tıkanmış Başbuğun yolcu ediyordu herkes. Merhum Alparslan Türkeş’in bedeni kara toprağa girerken, ruhu göç eyledi dünyadan. Fakat aradan geçen 13 yıla rağmen, ona duyulan, sevgi, saygı, muhabbet ve hasret bitmedi, düşünceleri, tespitleri, fikirleri aynı günkü tazeliğini koruyor halen. Onu zamanla, yaşananlarla anlıyoruz. Anladıkça daha fazla seviyoruz ve tabi ki daha fazla özlüyoruz ve onun aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyoruz... Ne diyordu Türk Gençliği’ne vasiyetinde? "Türk Devletinin yükselişini ve ihtişamını sağlamak. Bunun için de bütün milletle barış içinde yaşamak, herkesi ayrımsız sevmek, İslâmiyet'in ipine ihlâsla bağlanmak" Ruhu şad, Mekanı Cennet olsun... --
Facebook'da Paylaş |
SAAT-TAKVİM
KÖŞE YAZARLARI
DÖVİZ KURLARI
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||