| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Anasayfa |
Site Defteri |
İletişim |
Reklam |
Haber Ara |
Foto Galeri |
Videolar |
Anketler |
Sitene Ekle |
RSS Kaynağı |
Yazar Girişi
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
HABER ARAAKSARAY'a ÖZEL
HAVA DURUMU
EN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR
|
Ergenekon'da ki Fuhuş Çetesi ve O Kadın...
Askeri liseyi birincilikle bitirmiş Ordu'nun güzide subaylarından biri olma yolunda ilerliyordu. Girdiği her sınavı birincilikle bitiriyor, hiç sekmeden sürekli yükseliyordu. Onun yükselmesini istemeyenler ne yaparsa yapsın engelleyemiyor, bir türlü önünü kesemiyorlardı. Dönemin ABD'li eğitimcisi ders verdiği bu öğrencideki ışığı gördüğü için kendi tarafına çekmek istiyor ve başaramıyordu. Sonunda çözüm bulunmuştu. Bu genç subay içten fethedilecekti. Yani evleneceği kişi bunların elemanı olmalıydı, olmalıydı -ki ne olursa olsun kontrol altında tutulabilmeliydi. Nitekim bir zamanların Cumhurbaşkanının eşinde olduğu gibi... ABD'den getirtilmiş ve misyonerliğin tohumlarının atıldığı dönemde beyinlerinin yıkandığı Türk kızlarından birini geleceğin G.Kurmay başkanın yanına monte etmişti. Bu çağdaş kızımızda gençti, TSK'nin gelecekteki lideri de... Küçük bir tanışma, aşk ve ardından evlilik... Balık oltaya gelmiş, ABD'li ajan rahatlamıştı. Misyoner hanımefendi ise gelecekte ülkenin önemli noktalarında bulunacak şahıslardan birinin yanına daha bir kişiyi soktuğu için mutlu ve aldığı o hazla görevine büyük bir hırsla devam ediyordu. Gel zaman, git zaman derken bu subay eşinin Ergenekon'un güvercinlerden olduğu ortaya çıkıyordu. Yani bizim Anayasa Mahkemesi üyesi Osman Paksüt'ün eşi olan Ferda Paksüt gibi şahinlerden değildi. O bir güvercindi. Yıllar geçti, gün geldi bizim genç subay oldu mu Genelkurmay Başkanı... ABD'lisi, Ergenekoncusu, Çağdaş misyonercisi ellerini ovalamaya başlamıştı... Ammaa.... Unuttukları bir şey vardı, bizim genç kızımız yakışıklı TÜRK KOMUTANINA aşık olmuş, misyonerlik davasından vazgeçmişti. Peki eşi bunu biliyor muydu? Hayır. Hala daha bilmiyor. Ama olan olmuş bizim G.Kurmay başkanımızı kontrol altına alamamışlardı. Ve onun gelmesiyle de TSK'da sahte milliyetçi, vatansever komutanların yerini hakiki Müslüman-Türk milliyetçisi komutanlar almaya başladı. Büyük hizmetlerin ardından emekli olan bu komutanımızın hayatı aslında ibretlik bir vak'a olmasının yanı sıra, derin bir küresel organizasyonun da varlığına işarettir. Kurdun nasıl gövdeye girip perişan ettiğine dair müthiş bir delildir. Çünkü bu tür kadınların sayısı bir değil, üç değil, beş değil... İddianamede ÇYDD'li kadın ne diyor genç kıza; Bu işlerde aşk olmaz, aşk falan yok. Unut. Siz görevlisiniz, görevinizi yapın. Poyrazköy ile ÇYDD'nin ilişkileri Türk ordusunda nasıl bir sızıntı olduğuna dair bize bazı ip uçları zaten veriyordu. Son iddianameden sonra ise ortaya çıkan Ergenekon'da ''FUHUŞ ÇETESİ'' diken üstüne diken oldu. Yine 51 nolu CD'deki bazı yargıçların uygunsuz görüntüleri ve onlara şantaj yapılması, Uyuşturucu ve fuhuş tuzağına düşen genç bir subayın feryadı ve anlattıkları... Genç asker şöyle diyor; ''Ülkü Öztürk'ün uyuşturucu işinde PKK ile de irtibatı vardır. Bu işlerini akrabası da olan PKK'lı E.K. ile gerçekleştirmektedir. Bu uyuşturucu organizasyonunda lider konumunda olan Ülkü Öztürk, Sinan Efe Noyan, Burak Amaç, Fatih Göktaş, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda uyuşturucu kullandıkları ve sattıkları bilindiği halde bu organizeyi koruyan ve himaye eden üst rütbeli subaylarca örtbas edilmektedir." Efe Noyan'ın ÇYDD ile bağlantısı zaten biliniyor. Büyük bir ihtimal fuhuş tuzağına düşürülmüş askerlerden biri. Ya da kasti olarak onlarla birlikte hareket etmeyi tercih etmiş ve Perinçek'e de sırtını dayayarak, ilerisi için makam-mansıp peşinde koşan bir tufeyli... Meselenin bir diğer garip tarafı da, emekli denizci İlker Güven'in eşinin birden bire piyasaya çıkıp eski eşi hakkında konuşmaya başlaması... Peygamber Efendimiz (sav) o enfes hadislerinin birisinde buyuruyor ki; ”Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olabilir. Kızdığına da ölçülü kız, belki bir gün dostun olabilir.” Hakikaten çok dikkat etmek gerek. Emekli Oramiral İlker Güven paşanın yaptıklarını eşinin çıkıp milyonlarla paylaşması sıradan bir durum değildir. Hiçbir asker eşi bu kadar cesaretli bir işe girişemez. Cesareti yetmez. Boşanma davası da olsa, ne olursa olsun TSK'deki bu tür davalar sessizce halledilir ve kapatılır. Ama bizim Sunahanım (hanım) ansızın çıkıp eşine saydırmaya başladı. Peki niçin? Arkasındaki plan ve proje nedir? Kime güvenerek piyasa ansızın çıktı ve neden çıktı? .... Üstelik verdiği ifadeler direkt olarak hep aynı odağı gösteriyor. Aynı kişiyi -grubu- hedef alıyor. Tıpkı bizim Perinçek'in her hafta manşetten aynı kişiye vurduğu gibi ... Yani ikisinin de ortak hedefi aynı. ''Sen yok musun Perinçek sen...'' Ne güzel değil mi? Perinçek - ÇYDD - Genç Subaylar - Ergenekon... Eeee...bizim Sunahanım (hanımın)' da hakkını teslim etmek gerek...
*** Dava 99'dan BAŞLASIN... Gölcükle ilgili yazdıklarımızın ardından okuyucudan baya bir bilgi aktarımı oldu... Gelen mesajlardan gördük ki, bilinmeyen daha çok şey var. Ve ortaya çıkarılması gereken bir o kadar bilgi. Zannediyorum bizim bu yazdıklarımıza komplo diyenlere bu bilgiler birer merhem olur ama...Zorlamaya gerek yok... Bence devlet o depremde Gölcük'teki kışlada yaşananları aydınlığa çıkarmalı. Kozmik bilgilerin nereye götürüldüğü, denize düşen askerlerin hali-pürmelalini...vs... Eğer Balyoz'un sonuna kadar gidilmesi isteniyorsa sürece 99'dan başlanmalı... * Bu arada şunu da söyleyelim; O gazete köşelerinde yazan değerli yazarlarımıza bir kaç ricam olacak... Bizim yazdıklarımızdan alıntılamalar yapıyor, yazdığımız konu üzerinden yorumlara giriyorsunuz... İsimde vermiyorsunuz... Eyvallah... Varsa bir hakkımız helal olsun. Hiç bir itirazımız yok. İsterseniz yazının tamamını alın. Hatta siz yazının tamamını alıntıladıktan sonra ben yazıyı buradan siler, tamamen size ait olmasını bile sağlarım. Sizin imzanız olur yani... Şuna emin olabilirsiniz. Bizim kendimizi reklam etme gibi bir derdimiz yok. Allah öyle bir şeyi kalbimize değil, hayalimize dahi sokmasın. Eğer bir işe emek veriliyorsa ve o iş Allah rızası için yapılıyorsa, ne makamın ne şöhretin ne de reklamın bir hükmü var...Bizim tek hedefimiz var. O da; Rızayı ilahi istikametinde Türk- İslam davası... Bu söylediklerimde samimi miyim - değil miyim onu Allah bilir... O ayrı bir mesele... Asıl mesele... Yani isim vermeden alıntılamalar yapmanıza, yazımız üzerinden varyasyonlar yaparak yorumlara girilmesine bugüne kadar bir şey demedik yine dememeye de devam edeceğiz. Hatta isminizi de bugüne kadar siz incinmeyesiniz diye anmadık ki mahcup olmayasınız. Yalnız tek şikayetim şu; Bazı konularda alıntı işine giriyorsunuz da, bu tür konuları gündeme getirmekten neden çekiniyorsunuz? Ortada bal gibi 99 darbe toplantısı var. Belgeler var, dosyalar var. Kaç haftadır yazıyoruz. Neden diğer konuları yazmada bir mahsur yokken bu konuda herhangi bir cümle izhar etmiyorsunuz. Yazıktır, günahtır beyler... Ortada bir ülke meselesi var. Ortada İslam'a karşı girişilen bir hakaretler üzmesi var... Eğer bu meseleyi sizde gündeme getirmeyeceksiniz,' Hak' aşkına bu gazeteciliği, yazarlığı niye yapıyorsunuz? Tekrar ediyorum, bu konuyu gündeme getirin ve ismimizi de anmayın... Söz veriyorum...Çıkıp neden ismimizi anmadınız diye bir acizliğe düşmeyeceğiz. Tek derdimiz hakikatin ortaya çıkmasıdır. Artık bundan sonrasını vicdanı ölmemiş kalemlere bırakıyorum.
Facebook'da Paylaş |
SAAT-TAKVİM
KÖŞE YAZARLARI
DÖVİZ KURLARI
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||