| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Anasayfa |
Site Defteri |
İletişim |
Reklam |
Haber Ara |
Foto Galeri |
Videolar |
Anketler |
Sitene Ekle |
RSS Kaynağı |
Yazar Girişi
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
HABER ARAAKSARAY'a ÖZEL
HAVA DURUMU
EN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR
|
Birliğimiz Dilimiz
Dil, bir milletin kültürel değerlerinin başında gelir. Aynı dili konuşan insanlar “millet” denilen sosyal varlığın temelini oluştururlar. Dil duygu ve düşünceleri aktaran canlı bir vasıta olduğu için insan topluluklarını bir yığın veya kitle olmaktan kurtararak aralarında duygu ve düşünce birliği olan bir cemiyet, yani “millet” haline getirir. Aynı dili konuşmayan insanların arasında kişi yabancı bir ülkedeymiş hissine kapılır. Bu nedenle dil birliği bir milletin olmazsa olmazıdır. Dil birliğinin getirdiği anlaşma, kişilerde birlikte yaşama arzusunu, ortak bir amaç uğruna çaba harcamayı ve beraberinde ülkü birliğini getirir. Böylece dil, fertlerin birbirine kenetlenmesini, “ben” değil “biz olma duygusu”nun gelişmesini sağlar. Toplumsal düzenin temelini oluşturan en önemli unsur da dildir. Gaspralı İsmail’in “Dilde, işte, fikirde birlik” düsturunda önce dil birliğinin sağlanması gerektiğini vurgulaması bizim için önemli bir kanıttır. Dil birliğinin olmadığı toplumlarda çözülme çok kolay gerçekleşir ve aidiyet duygusu yok olur. “Bir milleti yok etmek istiyorsanız işe önce dilinden başlayın” sözünün gerçekliği buna işarettir. Nitekim tarih bunun örnekleriyle doludur. 20.yy başlarında Rusya’da yapılan sosyalist devrim ve sonrasında anayurdumuz Türkistan’daki soydaşlarımızın başına gelenler bunun en bariz örneğidir. Tek suçları TÜRK olmak olan soydaşlarımıza Türk milletinin bir parçası olduklarını unutturmak, birlik ve beraberliğimizi bozmak için komünist rejimin uygulamaya koyduğu parçalama planlarının başında dil birliğini bozmak yer almıştır. Türkiye Türkleriyle Orta Asya Türklerinin aynı alfabeyi kullandıkları dönemde, bilinçli bir şekilde anayurttaki kardeşlerimiz Kiril alfabesine geçirilmiştir. Bu demek oluyordu ki Orta Asya’daki herhangi bir neşriyatı tercüman olmadan Türkiye’de anlamak imkânsızlaştırılıyor yani alfabe birliği bozulmuş oluyordu. Alfabe birliğinin bozulmasının bir başlangıç olduğu planın geri kalan kısımları uygulanınca durumun daha vahim olduğu anlaşıldı. Ağız farklılıkları birer dilmişçesine Kırgızca, Özbekçe, Kazakça gibi “-ce, -ca” ekleri belki de en son gelmesi gereken yerlere getirilmiş ve uydurmaca diller türetilmişti. Hâlbuki Kırgız, Özbek, Kazak birer boy ismi idi. Komünist rejimin yaptığı bu uygulama da gayet başarılı olduğunu, bugün rejim yıkılmış gibi görünse dahi, etkilerini sürdürmesinden anlıyoruz. Bugün birçok soydaşımız “Ben Türküm!” demiyor da “Ben Özbek’im, Kazak’ım!” diyerek boyuyla soyunu birbirine karıştırıyor. Bir Türk’ün ağzından bu sözler dökülünce insan, “Güzel Türkistan sana ne oldu?” diye hayıflanmaktan kendini alamıyor. Tüm bunları yıllardır yaşayıp gören Türk milleti bugün bu oyunun Türkiye kısmı ile karşı karşıyadır. Ana dilde eğitim adı altında Güneydoğu’da yaşayan kardeşlerimiz bizlerden koparılmaya çalışılmaktadır. Bu emeli gerçekleştirmek isteyenler biliyorlar ki dil, birliği sağlayan en önemli unsurdur ama bizler de biliyoruz ki bu birliktelik sonsuza kadar var olacak… Tek bir dilimiz var: Türkçe! Bu ülkede yaşıyorsa bir kişi gerektiği yerde Türkçe konuşmasını da bilecek. Bir ülkenin tek bir dili olur. Bu konuda Ziya Gökalp’ın şu dörtlüğü çok anlamlıdır: Turan’ın bir ili var Ve yalnız bir dili var Başka dil var diyenin Başka bir emeli var! Eğer bölgesel farklılıklar dediğimiz şiveler dil adı altında kullanılmaya başlanırsa bölünmeye çanak tutulmuş olunur. Türkçemizin tehlike altında olduğu tek konu da bu değildir. Bir yanda da yabancı dil istilası almış başını gitmektedir. Özellikle kendi benliğinden uzaklaşmış bir bazı gençlerimiz konuşmalarının arasına yabancı kelimeler sıkıştırmayı modernlik olarak görmekte ve dilimize verdikleri zararın farkına varmamaktadırlar. Keşke diyoruz… Keşke olsaydı da Karamanoğlu Mehmet Bey o fermanını bir daha yayınlasaydı ve Türkçemiz bu halde olmasaydı… Tarihin hiçbir döneminde dilimiz bu denli horlanmayla yıpratılmayla karşı karşıya gelmemiştir. Ses bayrağımız diye burçlarda dalgalandırdığımız Türkçemize bu zulmü reva göremeyiz. Bizler ki cihanı dize getirmiş ataların torunları olarak oynanan bu oyunlara sessiz kalmamalı ve birliğimizi korumanın yollarını aramalıyız. Unutulmamalıdır ki dil bir milletlin namusu ve vicdanıdır. O, nesillerin birbirine bıraktığı en kıymetli mirastır. Namusumuz üzerine nasıl titriyorsak, dilimiz üzerine de aynı şekilde titremeli, onu gözümüz gibi korumalıyız. Onda bütün bir destan, bütün bir tarih vardır. Yüce dağların sonsuz azameti, yatağına sığmayan suların hiddeti, çiçeklerin rengi ve kokusu, âşıkların yanık türküsü hep bu dille yazılmıştır. Bizim bin yıllık medeniyetimiz şanımız şöhretimiz hep bu dilde saklıdır. Her Türk üzerine düşen sorumluluğun farkında olmalı Türkçesini ilk günkü gibi sahiplenmelidir. Yahya Kemal’in: “Türkçe ağzımda annemin sütü gibidir” sözündeki hikmet her şeyi anlatmaya yetmektedir. Birliğin mihenk taşı dildir. Bu vesile ile Yüce Türk Milleti’nin Dil Bayramı’nı kutlar ve Ata’nın şu sözlerini hatırlatmayı bir borç biliriz: Vildan GÜL ÖZTEKİN
Facebook'da Paylaş |
SAAT-TAKVİM
KÖŞE YAZARLARI
DÖVİZ KURLARI
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||