Aksaray Canlı    Aksaray Tanıtım    Aksaray Tarihi    Künye  
Aksaray ~ Aksaray Haberleri ~ Aksaray Haber
Anasayfa | Site Defteri | İletişim | Reklam | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | Yazar Girişi

HABER ARA


Gelişmiş Arama

NÖBETÇİ ECZANELER

Aksaray Nöbetçi Eczaneler

AKSARAY'a ÖZEL

Şehitlerimiz

Aksaray'lı Şehitlerin listesi..

Belediye Başkanları 2009 Aksaray Belediye Başkanları listesi..

Telefon Rehberi

Aksaray ili telefon rehberi..

Köy Muhtarları 2009 Aksaray Köy muhtarları listesi..
Aksaray Tanıtım Filmi İlimizle ilgili tanıtım filmi..

Aksaray il Haritası

Ayrıntılı görebileceğiniz harita..

Mahalle Muhtarları 2009 Aksaray Mahalle muhtarları listesi..

HAVA DURUMU

EN ÇOK OKUNANLAR

Şimdi Kürşat Olma Vaktidir

Konuk Yazar
Okunma  Yazar : Konuk Yazar
Mail  E-Mail : bilgi@haberaksaray.com
Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
Okunma  Okunma : 4557
Tarih  Tarih : 05 Mayıs 2011, 18:02

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


Toplumların hayatlarında kimi meşakkat zamanları vardır ki insanların fıtratını, inancını ve hatta bizzat insanlığının özünü sınar.

Her türlü değer metalaşır, iffet eprir,  fikir namusu pelteleşir, ümitler tükenir, beklentiler karşısında inancın izzeti paspas olur ayaklar altında. Liyakat, adalet ve hakikati esas almayan toplumlarda önce tuluatla başlayan süreç zamanla maskeli baloya, sonra trajediye dönüşür.  Gaflet evhama evrilir, emniyet şüpheye, sadaret ayağa düşer…  Yola beraber çıktıkların, yolda su içerken sırtını hançerle deşerler. Akbabalar siftinmek ister yüreğinde.

Hürriyetin zihinlere ve daha zihinlerdeyken hapsedildiği, kahraman olmak yerine kahraman alkışlayanların çoğaldığı, kralların çıplaklığını topluma rağmen ve krala rağmen ancak bir çocuğun haykırdığı, Sokrat’ın baldıran zehri içtiği, Hallaç’ın derisinin yüzüldüğü, İsa’nın bilmem kaçıncı kez çarmıhta inlediği anlardır…

İnsan değerinin ancak cüzdanıyla başat gittiği, insanın tüketebildiği kadar insan olduğu, tüketebilme kudretinin her değerin üstüne tünediği, daha fazla tüketebilenlere fırlatılan kaçamak ve fettan bakışların yüreklere çöreklendiği, özdeki toprağın çimentolaştığı ve toplumun kendisinden başka her topluma özendiği, aşağılık kompleksleriyle yüreklerin ihtilaca kapılıp, kapı kullarının, yanaşmaların revaçta olup, aşağılıklarını tepedenliğe dönüştürerek birbirlerine göz kıptığı anlardır.

Her türlü değerin tüketime dikilen gözlere kamufle edilip, hırsların potansiyel ve kapasitelerle eş değer olmadığı zamanlarda yaşanan değerler değil, dayatılan değerlerin tazyikini insanlar farklı şekillerde yansıtırlar. Haldeki çıkmazlar, eziklik ve burukluk maziyi çarmıha germek ve akan kanlarıyla kendi yaralarına merhem etmek ister. Kültürün, hatta inancın kendisi olur hedef; kimi zaman tenkit, kimi zaman tel’in, kimi zaman da intikam adına.

Zor zamanların Kürşad’ı ile her zaman ve mevsimin insanının belirginleştiği zamanlardır bunlar. Kimi değerlerin meta, mülke ve prestije dönüşemediği bu durumlarda, vaktiyle onların en ateşli savunucusu gibi görünenler, eskiden savundukları şiddetten bir şey kaybetmeden aynı oranda aynı değerlerin düşmanı olurlar. Bukalemun tabiatlı aydınlar ve ayçiçeği mezhebinden münevverler ile milliyetçi entelektüeller arasındaki tavır farkları böyle zamanlarda billurlaşır.

Necaşi’nin bir zamanlar asasıyla çizdiği tefrik çizgisi, Musa’nın asasıyla deniz sularını yarıp kara parçasından daha büyük patikalar çıkardığı böyle zamanlarda billurlaşır. Sular yığılır, sağlı sollu; heyula gibi dikiler sınırlar. Dosdoğru çizgiler, büklüm büklümdür. Araf’takilerin ıstırabını yaşar münevver olmak kadar, aydınlık kisvesini de sıyırıp, meydana hakikat kadar masun, hakikati her türlü beklenti--cennet dâhil--ötesinde görüp dünyasını da cehennem de yaşarcasına zihnindeki çengellere atarak ve onu da yaşanılır bulmadan yaşayanlar, entelektüel Kürşatlar. “Ben varım, kendi başım varım, kendime rağmen varım, size rağmen varım!” diyenler.  Ilıman ve yumuşakçalıktan arınmış, bağı milleti, vatanına olanlar. Bayrağını, üretilmiş bez, sevdasını nefisten azade tez görenler.

Onlar… Var olmanın hüznüne nüfuz edip, inandıklarına yol olmayı da bir varlık sayanlar, var olup da olmayanlardır. Dünya kadar geniş zihinleri ve yürekleri olup da çekirdek kadar eyvallahı olmayanlardır. Kısaca divanelerdir. Kendini uzaktaki cenneti beklemeyip cenneti dünyaya indirmekle meşgul olanlarla, cehennemi reddedenler arasında bir yere hafifçe iliştiren, insan aklına uzak, insan olanın sessiz vicdanına yakın olanlardır.

Külleri içilen sigara kadar ancak kalmış tarihin yükü ile halin dayattığı gıpta unsurları arasında bir Araf mahkûmudur. Paranoyak şüphe hezeyanlarıyla insanların birbirini yediği, kelamın yavşaklaşıp maksadı harici işlerde kullanıldığı, maksatları Amerikan bilardosundaki gibi üç bandı dolaştıktan sonra hedef olan topa ulaştığı gibi, ancak üçüncü hareketten sonra maksadını ele veren veya maksadın her biri diğerine rehberlik eden üç haritadan sonra hedefe ulaştığı, dostluğun vehim ve parlayan ışığa ve ışıkta parlayan paralara göre ayarlandığı anların, ideallerin, başkalarının ideallerden--Sokrat’ın hesabiyle--en az üç defa uzaklaştığı anların, dönemlerin Kürşatlarıdır.

Araf’ın dehlizlerine ruhundan yansıyan ışıkla bir mızrak gibi dalabilmek ve zulmeti delme gücünü kendinde, kendine rağmen görebilmektir amacı. Aptallığı, enayiliği, huysuzluğu, dik başlılığı, ne idüğü belirsiz olmaya yeğlemenin adı, zamana rağmen alnında leke barındırmamayı ilke edinmenin adı, anakronistik olma pahasına “sağım solu arkam önüm sobe” oyununun çocukluk fantezisinden çıkıp bir büyüklük marazına dönüştüğü anlarda dost görünenlerle, düşman olanların aynı terazide zerre farklarıyla yer aldığını görmek ve buna rağmen en üst kimlik olan insan ve fikir namusunu elden bırakmama sevdası, cinnetinin mustatilleri.

Kürşat ile kırk yiğidin destanını Çin sarayında yazanların tavrıyla, İbn-i Erkâm gibi, Allah Resulünün iman, ahlak, sabır ve cehdini kendine rehber edinen; Yâr ile hoş, ağyarına nahoş, yâran ile ser hoştur. Kehf’in insanları gibi, bedeni uyusa da sevdası uyumayan; sahte mehdi ve mesihlere uymayan; “Allah sabredenle beraberdir!” diyerek sabrını ülküsüne katık eden, Ebubekircesine sadık, Ömercesine adalete vurgun, Âlicesine yiğit ve âlim ve Osmancasına halim olmanın Türk’teki çelikleşmiş iradesidir. Ve Necip Fazıl üstadın ifadesiyle, “kim var?” denildiğinde sağına, soluna, arkasına önüne bakmadan “ben varım!” diyebilendir Kürşat.

İyi ki varsın ve İnşallah ebedi olacaksın! Çünkü sensiz dünya düzgün olmuyor! Sensiz Hilal mahzun, yıldızı mahkûm kalıyor. Ey dost, Şeyh Edebali’nin ifade ettiği gibi: ”unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklıysan mücadeleden korkma !” Senden başka önünde ne olabilir? Allah’ı ve davası olanın, eyvallahı olmaz. O’na emanetsin!

METİN BOŞNAK


Facebook'da Paylaş


Yazdırılabilir Sayfa Word'e Aktar Tavsiye Et Yorum Yaz

Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

Nizamettin Yılmaz [ 05 Mayıs 2011, 23:21 ]
Kaleminize bereket, yüreğinize kuvvet güzel bir yazı olmuş. İfadeler bana, çocukluğunda çobanlık yapan bir ufuk insanın talebelerinin kalemlerinden dökülen bir kelimeler hazinesini hatırlattı. muhabbetle...

- TÜM YORUMLAR -

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

SAAT-TAKVİM

KÖŞE YAZARLARI

ACİZLİK Mİ TAVİZ Mİ?23 Mayıs 2012

ANKET

Nevzat Palta Belediye Başkanlığı için tekrar aday olursa




Tüm Anketler


DÖVİZ KURLARI

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.817 1.8258
  Euro 2.3205 2.3317

GAZETE BAŞLIKLARI

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Gözcü
Akşam Zaman Posta
   

Anasayfa  Künye  Arşiv Reklam  İletişim  Sitemap  RSS

Hosting : agt Bilişim Yazılım : Mydesign
Yönetim : Gökhan TURGUT - 0.506 878 12 16