| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa |
Site Defteri |
İletişim |
Reklam |
Haber Ara |
Foto Galeri |
Videolar |
Anketler |
Sitene Ekle |
RSS Kaynağı |
Yazar Girişi | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
HABER ARAAKSARAY'a ÖZEL
HAVA DURUMU
EN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR
|
BİR ŞİA PROPAGANDASI
Reha Çamuroğlu tarafından kaleme alınan ‘Sultan Selahaddin el-Kürdi’ isimli tarihî roman yakın zaman içinde okuyucuya sunuldu. Bir tarihçi olan Reha Çamuroğlu, söz konusu romanında Selahaddin Eyyûbî’yi, onun şahsında 12. yüzyıl Ortadoğu’sunu ve Müslümanların Haçlılarla olan mücadelelerini anlatıyor. Roman, tarihî hadiselere mümkün mertebe bağlı kalmanın yanı sıra oldukça sürükleyici bir anlatıma sahip. Söz konusu romanda, Türklerin Haçlılar karşısında vermiş oldukları mücadeleler ile Ortaçağ’da, Türklerle Kürtlerin müşterek hareketleri hikâye örgüsü içinde gayet iyi verilmiştir. Bu meyanda, bir Kürt beyine ithaf edilen, Türklerle savaşmayacak kadar müslümanım sözü hakikatin harika bir ifadesidir. Bununla beraber romanla ilgili başka bazı tespitlerimiz olacak; Romana başlık olan, ‘Sultan Selahaddin el-Kürdi’ ifadesi ilgi çekicidir. Okuyucuyu kendisine çekmesi ve alaka uyandırması açısından yerinde bir ifadedir. Söz konusu ifade Sultan Selahaddin Yusuf’un etnik kimliğine atıfta bulunmaktadır. Nitekim ‘el-Kürdî’ ibaresi, Sultan Selahaddin için, İbn Esir gibi, muasırı tarih metinlerinde kullanılan bir ibaredir. Bununla beraber Eyyûbîler tarihinin günümüzdeki en önemli uzmanlarından birisi olan Prof. Ramazan Şeşen, ‘Salahaddin Eyyûbî ve Devri’ isimli kitabında, Sultan Selahaddin’in aslen Yemen taraflarından olup kuzey göçü gerçekleştiren Kürtleşmiş bir Arap aşiretinden olduğunu belgeleriyle ortaya koymuştur. Bu bilgiden böylece söz etmekle beraber Sultan Selahaddin’in, muhtemelen kendisini bir Kürt olarak tanımladığını da burada ifade edelim. Romanın konu ettiği 12. yüzyıl, Müslümanların mezhep tefrikası içinde bulunduğu yüzyıldır. Sünnî ve Şiî mezhepleri birbirlerinden ayrı olarak devletleşmişlerdir. Selçuklular, Abbasîler ve Suriye’deki Türk Zengîler (1153–1250) sünnî İslam Devletleri olurken Mısır’daki Fâtimî Devleti’nin yönetici kesimi şiî idi. Bunların yanı sıra İslam Dünyası’nın içinde Bâtınî - Şiî karakter gösteren ‘Haşhaşîler’ oldukça etkin idiler. Hasan Sabbah’la ortaya çıkan bu hareket, başta Alamut Kalesi (Rey-Tahran yakınlarında) olmak üzere değişik kalelerde faaliyet gösteriyordu. Haşhaşîler, şiî olmaları hasebiyle, Selçuklular ve Abbasîler nezdinde İslam Dünyası’nda sürmekte olan sünnî hâkimiyetini kabullenmiyorlardı. Nitekim onlar söz konusu siyasî güçlere karşı, başta İran olmak üzere Selçuklu topraklarında gayri nizâmî harp usullerini uyguluyorlardı. Bu uygulamalarının başında suikastlar gelmekteydi. Oysaki doğruyu ikame etme ona giden yolların doğruluğuna bağlıdır. Nitekim gayrimeşru bir yolla meşruya ulaşılamaz. Bilindiği üzere söz konusu uygulamalar günümüzde, legal gücün yani devletin karşısındaki terör saldırıları olarak adlandırılmaktadır. Çamuroğlu’na ait olan mevzu bahis romanda ise Haşhaşîler hemen hiç bu yönleriyle anılmamaktadır. Bilakis onlar sünnîler karşısında, mezheplerini müdafaa etmeye çalışan masumlar olarak lanse edilmektedir. Dahası Sabbahîlerin sünnîler karşısında muzdarip oldukları, bu sebeple yukarıda sözü edilen suikastları işlemek zorunda kaldıkları, satır aralarında ve arkalarında ustalıkla işlenmektedir. Romanda söz konusu edilen şii Fâtımî Devleti’nin Selahaddin Eyyûbî tarafından ele geçirilişi, tarihî gerçeklere uygun olarak anlatılmıştır. Bununla beraber, son Fâtımî halifesi el-Adid’in ölümünden sonra Selahaddin’in, Mısır’da yaptığı bazı uygulamalar yine aynı ustalıkla yerilmekte, Mısır’ın yeni hâkimleri, şiî izlerini silmekle itham edilmektedir. Hâlbuki Selahaddin, Mısır’a girdikten kısa bir zaman sonra hutbeleri Abbasî halifesi adına okutmaya başlamış ve dönemin Arap kaynaklarının verdiği bilgilere göre, bu sebeple halktan hiçbir tepki görmemiştir. Bu durum Mısır’da yaklaşık iki buçuk asır süren şiî hâkimiyetinin esasen halkta taban bulamadığının en önemli göstergesidir. Üstelik Mısır’ın, Selahaddin Yusuf tarafından ele geçirilmesi, Mısır’da bir sünnî dayatması değil, iki buçuk asır süren şiî dayatmasının sona ermesidir. Aynı zamanda bu fetih, Haçlılar karşısında, potansiyel İslam gücünün ittifakının sağlanmasıdır. Nitekim bu ittifak Müslümanların önünü açacak, çok değil on altı yıl sonra yapılacak olan Hattin Savaşı’nda (1187) Kudüs, Haçlılardan geri alınacaktır. Reha Çamuroğlu’nun kalemini bu tarz oynatışı, bizde, romana konu olması amacıyla Sultan Selahhaddin el-Eyyûbî döneminin seçildiğini değil, bir Şia propagandası olmak üzere bu devrin işlendiği fikrini uyandırmaktadır. Romanın başlığına dönersek, yazarın niyetini örten, etkili bir davetiyedir. Mamafih yazar eseri üzerinde inisiyatif sahibidir ve bu tavırda bir beis yoktur. Bununla beraber biz de, romanda fark ettiklerimizi kaleme almış bulunuyoruz. Dr. Kürşat Solak
Facebook'da Paylaş |
SAAT-TAKVİM
KÖŞE YAZARLARI
DÖVİZ KURLARI
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||