Aksaray Haberleri

Bedir Muhtâr Hazretleri Hakkında Yeni Bilgiler ve Şeyh Gaznevî | haberaksaray.com
Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 7,38 / Satış: 7,41
€ EURO → Alış: 8,95 / Satış: 8,98

Bedir Muhtâr Hazretleri Hakkında Yeni Bilgiler ve Şeyh Gaznevî

Ahmet KUŞSAN
Ahmet KUŞSAN - vet.med.kussan@gmail.com
  • 12 Ocak 2021 - 13:39

Bedir Muhtâr Külliyesi’nin temel atma törenine müteakip, Bedir Muhtâr hazretleri ile ilgili bir yazı kaleme almıştım. Hazret ile ilgili rivâyetleri aktarmış ancak somut yeni bilgilerden de bahsetmiştim.

Bahsi geçen yazımda Hazretin tam adını vermiş ve üç eserini de söylemiştim.

Lakapları ve nisbeleri ile tam adı;

            el-İmâmu’l-Allâme

Şeyhu’l-İslâm

Ebu’l-Fadâil, Ebu’l-Mehamid, Ebu’l-Abbas

            Mevlâna Bedreddîn Ahmed bin Muhammed bin el-Muzaffer bin el-Muhtâr,

            er-Râzî, el-Hanefî’dir.

 

Ve eserleri;

  • Mebahisü’t-Tefsir
  • Hucecü’l-Kur’ân
  • Zehiretü’l-Müluk fi İlmi’s-Süluk’tur.

 

Daha önce de söylediğim gibi Niğdeli Kadı Ahmed’in “el-Veledü’ş-şefîk ve’l hâfîdü’l-halîk” adlı eserindeDârü’z-zafer Aksaray mahrûsesindeki dört din müceddidini tek tek zikrederek onların parlak ve ışıltılı husûsiyetlerini ortaya koyalım” diyerek saydığı isimlerden ilki Bedir Muhtâr’dır. O, Bedir Muhtâr’ı, “Muhakkiklerin sultanı, yakîn olarak Hızır/yeşillik sahibi, Rey asıllı, temiz vuslâtlı, Sünnî nesilli muhaddis kısımlı, Ebu’l-Fadâil künyeli, ifadesi özlü, Mevlâna, Şeyhu’l-İslâm Bedreddin Ahmed b. Muhammed b. Muzaffer b. Muhtâr” diye tanıttıktan sonra onunla ilgili “Başlarda, o mamur yerde ders verdi ve yol gösterdi. Şimdi de orada istirahat etmektedir. Toprağı bol olsun” demektedir.

Bedir Muhtâr hazretlerinin yukarıda saydığım eserlerini temin etmek çok kolay ve bu eserlerin acilen dilimize çevrilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Bu eserlerin ona aidiyeti konusunda en ufak bir şüphe yok! Çünkü eserlerin müellifi Bedreddîn Ahmed’in künyesi ile Niğdeli Kadı Ahmed’in Aksaray’da medfûn olduğunu söylediği Bedreddîn Ahmed’in künyesi aynıdır ve aynı dönemde yaşamışlardır.

Ancak ben yine de aynı dönemde, aynı künyeli iki ayrı kişi de olabileceğini düşünerek daha somut bir kanıt aradım ve elhamdülillah buldum. Umarım artık varsa akıllarda bir tereddüt o da ortadan kalkar ve Arapça yazılmış bu eserler Türkçeye çevrilir, şehrimizin kültürüne kazandırılır.

Ben ne ilahiyat mezunuyum ne de medreseden icâzetliyim. Arapçam yok. Diplomam yahut icâzetim olsaydı bu eserleri Türkçeye bizzat çevirirdim. Ancak şimdi çevrilmesini beklemekten başka yapabileceğim bir şey yok, ufak tefek okumalardan başka!

Arapçam olmasa da kitapları temin ettim. Metinlerin, harekesiz yazı ile yazıldığını gördüm, başlıkları inceledim ve eserlerin mukaddimesinde-hatimesinde Aksaray’ı aradım.

Buldum mu?

Buldum!

Bu zamana kadar bu allâme-i cihandan tam anlamıyla haberdar olamamış olabiliriz. Ancak bu zamandan sonra haberdarız!

Suudî Arabistan’da Arap akademisyenler Hazretin kitapları üzerinde çalışmışlar ve temin ettiğim kitaplar da zaten akademisyenlerin Hazretin kitapları üzerinde yaptıkları akademik çalışmalarmış.

Mebahisü’t-Tefsir’i Hatim bin Âbid bin Abdullah el-Kureyşî,

Hucecü’l-Kur’ân’ı Dr. el-Hâşimî Beradî el-Havat,

Zehiretü’l-Müluk fi İlmi’s-Süluk’u ise Dr. İbrâhim bin Abdulazîz el-Duailj incelemiştir.

Mukaddime ve hatimelerden edindiğim bilgilerle Hazretle ilgili şu yeni bilgileri öğrendim:

  • Rey’de doğdu ve büyüdü.
  • Büyük âlimlerden ders aldı.
  • Bu büyük âlimlerin başında Fahreddîn Râzî (do.1149 – öl.1210) hazretleri gelmektedir.

(Yani artık Râzî mektebinin/ekolünün Anadolu’daki ilk temsilcisinin Fahreddîn Râzî’nin 3. kuşaktan torunu olan Cemâleddîn-i Aksarâyî’nin değil, talebesi Bedir Muhtâr’ın olduğunu ve Râzî ekolünün Anadolu’da Râzî’den hemen sonra görüldüğünü söyleyebiliriz.)

  • Fahreddîn Râzî hazretlerinden icâzet aldıktan sonra doğduğu topraklardan ayrıldı, Şam’a gitti, burada bir grup talebesine Kur’an tefsiri dersleri verdi.
  • Şam’da Tâcüddîn Ebü’l-Yümn Zeyd bin el-Hasan bin Zeyd el-Kindî el-Bağdâdî (do. 1126 – öl.1217)’den ve Ebi’l-Me‘âlî Muhammed bin Mevhûb bin el-Bennâ’dan (öl.1216)’dan hadis okudu.
  • Sonra Rum beldesine, Küçük Asya’ya yani Anadolu’ya geldi.
  • Anadolu’da yerleştiği şehir Aksaray’dır.
  • Aksaray’da ise Ebi’l-Me‘âlî Abdülmün‘im bin Abdullah bin Muhammed bin el-Fadl el-Ferâvî (öl.1191-92)’den hadis dersi aldı ve daha sonra hocasından müderrisliği ve kadılığı devraldı.

(Arap akademisyenler Bedir Muhtâr hazretlerinin doğum tarihini hicrî 570-575 yıllarına yani milâdî 1174-1180 yılları arasına tarihlendirmişlerdir ancak doğum tarihi daha önce olmalıdır. Çünkü Aksaray’da hadis dersi aldığı ve kendisinden medrese görevini devraldığı hocası Abdülmün‘im el-Ferâvî, hicrî 587 milâdî 1191-92’de vefat etmiştir. Bu durumda Bedir Muhtâr 1174-1180 tarihleri arasında doğmuş olamaz, çünkü medrese görevini hocasından 17 yaşı civarında devralmış olamaz. Çünkü Bedir Muhtâr hazretleri Aksaray’dan önce Şam’da Kur’ân tefsiri dersi vermiştir. Yani Şam’dayken icazetlidir ve icâzeti Fahreddîn Râzî’dendir. Bir talebenin 15-17 yaş civarında müderris olabileceğini düşünürsek, Bedir Muhtâr hazretlerinin Rey’den ayrıldığı zaman 15-17 yaşı civarında olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda Aksaray’a geldiğinde yaşının daha ileri olması beklenir.)

  • Aksaray’da Emîr Muzefferüddîn’in yaptırdığı Muzafferiyye Medresesi’nde görev yaptı.

(Sur dışında olduğu tahmin edilen Muzafferiyye Medresesi’nin, Danişmendlilerin son hükümdarı Nizâmeddîn Yağıbasan’ın oğlu, Selçukluların Aksaray Emîri Muzafferüddîn Melik Mahmûd Gâzi tarafından yaptırıldığı tahmin edilmekteydi. Hazretin kitapları bu tahmini de teyit etmektedir. Muzafferiyye Medresesi’nin bânisi, Emîr Muzafferüddîn’dir. Bedir Muhtâr Muzafferiyye Medresesi’nde müderris olduğuna göre, Bedriyye Medresesi’ne “Bedriyye” ismi Bedir Muhtâr’a nisbetle verilmemiştir. Muzafferiyye’nin bânisi Emîr Muzafferüddîn olduğu gibi, Bedriyye’nin bânisi de Emîr’in kardeşi Bedreddîn Yûsuf olmalıdır.)

  • Şam Camii minberinde Kur’an tefsiri yaparken bir grup öğrencisi olduğu bilinmektedir ancak ismi bilinen tek öğrencisi, Cemşid bin Yehuza’dır.
  • Âlimliğinin yanında büyük bir sûfî olduğu da bilinmektedir.
  • İbnü’l-Kayyim onun hakkında “Devrinde sünnet sözcülerinin içerisinde sûfilerin imamı, Ebu’l-Abbas Ahmed bin el-Muzaffer el-Muhtâr er-Razî’dir” demiştir.
  • İbnü’l-Adim ise onun için “Edebî şair” demiştir.
  • El-Zerkalî de onun hakkında “Tefsir, hadis ve edebiyat bilgisi ile iyi bir bilgi nizâmı vardır” demiştir.

Hicrî 631 milâdî 1233-34 yılında eser telif etmiş olan Bedir Muhtâr hazretleri, 12. yy’ın ikinci yarısı ile 13. yy’ın ilk yarısı arasında yaşamıştır. Anlaşıldığı üzere Bedir Muhtar iyi bir müfessir, iyi bir muhaddis ve iyi bir şairdir.

İncelemiş olduğum eserlerden öğrendiğime göre Hazretin 3 eserinden başka eserleri de vardır. Bedir Muhtâr hazretlerinin bilinen bütün eserleri şunlardır;

 

  • Mebahisü’t-Tefsir
  • Zehiretü’l-Müluk fi İlmi’s-Süluk
  • Hucecü’l-Kur’an
  • El-Nasıh ve’l-Mensuh fi el-Ehadis
  • Letaif el-Kur’an
  • Risale fi el-Tefsir
  • Ezkar el-Kur’an
  • Bezl el-Haba fi Fazl Âl-i Abbasî.
  • Makamat

Bedir Muhtâr hazretlerinin vefat tarihi bilinmemektedir.  Hicrî 631, Milâdî 1233-34’te eser telif ettiği için, vefatının da bu tarihten sonra olduğunu söyleyebiliriz. Arap akademisyenler de zaten Hazretin vefat bölümüne, bunu söylemek dışında bir şey yazmamışlar ve onun Aksaray’daki hayatı ile ilgili de bilgi bulamamışlar.

Nasıl bulamamışlar?

Zannediyorum onlar Türkiye’de Akserâ şehrini aramışlardır. Eserlerde Aksaray’ın adı “Akserâ” olarak geçmektedir.  Çünkü “saray”ın eski kullanımı, “serâ”dır.

Eserlerden Aksaray’ı bulduğum kısımlar aşağıdadır.

Arap akademisyenlerin bulamadığı “Bedir Muhtâr hazretlerinin Aksaray hayatı” ile ilgili bizde de şimdilik bilgiler yok.

Şu ana kadar tek bildiğimiz Aksaraylı Seyyid Hasan Rızâyî’nin, Aksaray sâkinlerinden bahsettiği Nüzhetü’l-Ebrâr adlı eserinde anlattıklarıdır:

            “Aksaray’da cennetten bir vadi olduğu, vadi etrafında 24.000 veli bulunduğu ve Şeyh Bedir Sultan Efendi’nin kerametiyle ortaya çıkan bir zemzemden bir su damlası olduğu söylenmektedir. Biz atalarımızdan böyle duyduk”

Atalarından duyduklarını söyleyen 1599 doğumlu Şeyh Rızâyî’nin bu söylediklerine göre, 1599’un öncesinden beri Aksaray’da, Bedir Muhtâr ile Zemzem Suyu birlikte anlatılmaktadır. Yani Bedîr Muhtâr Kabristanı’nda bulunan Zemzem Suyu anlatıları, 400 yıldan fazladır bilinmektedir.

Evliyâ Çelebi ise Seyahat-nâme’sinde Bedir Muhtâr’dan, Bedreddîn Sultân Velî diye bahsetmektedir ve onu, Şeyh Gaznevî’nin doğudan getirdiğinin rivâyet edildiğini söylemektedir.

Bu rivâyete göre Şeyh Gaznevî, Bedir Muhtâr’dan önce Aksaray’dadır.

Bu durumda Şeyh Gaznevî, Bedir Muhtâr’ın Aksaray’da hadis dersi aldığı hocası Ebi’l-Me‘âlî Abdülmün‘im bin Abdullah bin Muhammed bin el-Fadl el-Ferâvî olabilir mi?

Şeyh Gaznevî, Şeyh Alîyyü’l-Gaznevî olarak bilinmektedir. Ancak Alî, isim olmayıp sıfat da olabilir. Yani Şeyh Alîyyü’l-Gaznevî, “Gazneli Büyük Şeyh” anlamında kullanılmış olmalıdır. Kanaatimce Şeyh Alîyyü’l-Gaznevî, Ebi’l-Me‘âlî Abdülmün‘im bin Abdullah bin Muhammed bin el-Fadl el-Ferâvî’dir!

Çünkü Ferâve, Gazneli hâkimiyetindeki Horasan beldelerindendir. Bu Ebi’l-Me‘âlî Abdülmün‘im el-Ferâvî’ye, zamanında Şeyh Ebi’l-Me‘âlî Abdülmün‘im el-Gaznevî de denmiş olabilir. Daha sonra ise Şeyh Gaznevî olarak hafızalarda kalmış olmalıdır! Büyük bir âlim olduğu vurgulanmak için de ona, Şeyh Alîyyü’l-Gaznevî dendiği kanaatindeyim. Şeyh Gaznevî, büyük bir âlimdi ve kaynaklara göre Aksaray’da bir zâviyesi vardı.

Şeyh Gaznevî’nin kabr-i şerîfi, Taşpazar Mahallesinde, Bölcek Köprüsü çaprazında, Cıncıklı Camii’ye çıkan yolun üzerinde bir apartmanın altındadır. Zaviyesinin de kabrinin yakınlarında olduğu söylenmektedir.

Bedir Muhtâr hazretlerinin Aksaray’da, kadılığı ve müderrisliği hocasından devraldığını söylemiştim. Hocası Şeyh el-Ferâvî, 1191-92’de vefat ettiğine ve bu tarihlerde Muzafferiyye Medresesi de yapılmamış olduğuna göre, Bedir Muhtâr hazretlerinin hocasından kadılık ve müderrisliği devraldığı medrese başka bir medrese olmalıdır. Daha sonra Muzafferiyye Medresesi’nin yapımıyla Muzafferiyye’ye geçmiştir! Ancak Aksaray’da bilinen en eski medrese Muzafferiyye’dir.

Muzafferiyye’nin Sultan II. Kılıçarslan döneminde yapıldığı, yapılan bu medreseye de Aksaray’ın “Darü’z-Zafer” olarak da bilinmesine binâen Muzafferiyye dendiği hakkında görüşler de vardır. Ancak Bedir Muhtâr hazretlerinin kitabından öğrendiğime göre Muzafferiyye, I. Gıyâseddîn Keyhüsrev döneminde, Emîr Muzafferüddîn tarafından yaptırılmıştır. Bu durumda Sultan II. Kılıçarslan döneminde yapılmış Aksaray’da başka bir medrese daha olmalı yahut Sultan Kılıçarslan’ın yaptırdığı medrese (Muzafferiyye), Emîr Muzafferüddîn’in eklemeleriyle yenilenmiş, genişletilmiş olmalı.

Muzafferiyye Medresesi’nde kadılık görevinin olması dikkat çekicidir. Çünkü bir medresede kadılık görevi varsa, o medrese bir fıkıh medresesi demektir. Niğdeli Kadı Ahmed’e göre de zaten Bedir Muhtâr hazretleri bir müceddittir. Müceddit, müçtehit seviyesinde büyük din âlimlerine verilen isimdir. Bedir Muhtâr hazretleri, el-Hanefî nisbesiyle de vurgulandığına göre, kendisi Hanefî mezhebinden olan büyük bir fıkıh âlimidir. Bu durumda Muzafferiyye Medresesi, bir Hanefî fıkıh medresesi olmalıdır.

İbrahim Hakkı Konyalı, Aksaray Tarihi adlı eserinde Bedir Muhtâr’a Bedir Şâhî de dendiğini söylemektedir. Böyle büyük bir âlimin şahlara nisbet edilmesi gayet normaldir ki o şâhlar Türkiye Selçuklu Devleti’nin Sultanları II. Kılıçarslan, I. Gıyâseddîn Keyhüsrev, I. İzzeddîn Keykâvus ve I. Alâeddîn Keykubad olmalıdır.

Bedir Muhtâr hazretlerinin eserlerini inceleyen Arap akademisyenler, onun sûfiliğinden de bahsetmişlerdir. Ancak şeyhinin kim olduğu ile alakalı bilgi vermemişlerdir.

Daha önce de söylediğim gibi Firûzanfer ve Vefâyî’nin Evhadüddîn-i Kirmânî (öl. 635/1237-38) hazretlerinin halifesi olduğunu söyledikleri Bedreddîn Muhtâr da Bedir Muhtar hazretleri olmalıdır. Çünkü hem dönem hem de isim uygundur. Hem de Menâkıb-ı Evhâdüddîn’e göre Evhadüddîn-i Kirmânî’nin halifesi Bedreddîn Muhtâr, zamanının kutbu olarak bilinmektedir.

Bedir Muhtâr hazretleri de el-İmâmu’l-Allâme ve Şeyhu’l-İslâm lakapları ile bilinmekte olup, İbnü’l-Kayyim onun için Sûfilerin İmâmı demektedir. Bu ifâdeler Bedir Muhtâr hazretlerinin kendi zamanında Kutb olarak göründüğünü bize göstermektedir.

Yazım biraz uzun oldu ancak konuya meraklı olanların zevkle okuyacağı bir yazı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bu yazının sonunu getiren herkes gibi ben de bu şehri, Aksaray’ı çok seviyorum!

Evet, ben bir veteriner hekimim –hakir görenlerin nezdinde ise “Baytâr”-, bu sebeple konularla alakamın olmadığı düşünülebilir.

Ama ben, tarih ve tasavvuf okumayı seviyorum. Baytarlığım da memleketimin tarihini araştırmama engel olmuyor.

Seviyorum, araştırıyorum ve yazıyorum.

Söylenenleri tekrarlamayı değil, tekrarlananları düzenlemeyi ve yeni şeyler söylemeyi seviyorum.

Elhamdülillah, yaptığım çalışmalarımı takdir edenlerin dualarının hürmetine, Allah da nasip ediyor, yeni şeyler buluyor ve yazıyorum.

Sağlıcakla kalın…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ