Aksaray basını alarm veriyor: Şehrin imajı nereye gidiyor?
Son günlerde Aksaray’da öne çıkan sivil toplum kuruluşları, siyasi partileri tek tek ziyaret ederek şehrin giderek ağırlaşan imaj sorununu masaya yatırıyor. Bu ziyaretlerin merkezinde ise tek bir soru var:
“Bu gidişatın sonu nereye varacak ve bunu birlikte nasıl durdurabiliriz?”
Bu tartışmanın ağırlığını en fazla hisseden kesimlerden biri de kuşkusuz basın mensupları. Çünkü halk artık gazetecilere doğrudan şunu soruyor:
“Bu imaj bozulmasına kendi içinizde dur diyemiyor musunuz? Aksaray neden sürekli kötü anılıyor? Bir çözüm üretin artık…”
STK’ların yaptığı son çıkış, tam da bu noktaya işaret ediyor:
Aksaray’ın artık toparlanma zamanının geldiğini ve herkesin kendine bir çekidüzen vermesi gerektiğini hatırlatıyor.
Ancak yalnızca yöneticiler değil, basın da kendi içine dönüp aynaya bakmak zorunda.
BASINDAKİ KIRILMANIN ARKA PLANI
Son dönemde birçok medya kuruluşunun kendi asayiş ekiplerini kurarak olay yerlerinden görüntü yarışına girmesi, rekabeti sertleştirdi.
Trafik kazası, kavga, alkol olayları… Ne varsa en ince ayrıntısına kadar servis edilmeye başlandı.
Peki neden?
Çünkü basın camiası uzun süredir görünmez bir yönlendirme ve kutuplaştırmanın etkisi altında.
Birden çok cemiyetin bulunması, kimilerinin yetkililerce dikkate alınırken bazılarının yok sayılması…
İnternet medyasına başka, yazılı basına başka muamele edilmesi…
Tüm bu ayrışmalar basında “kim ilgi görüyorsa oraya yönelme” psikolojisini doğurdu.
SUSKUNLUK SORUNU BÜYÜTTÜ
Aksaray’ın yöneticilerine sabahtan akşama kadar ağır ithamlarda bulunan kişilerin herhangi bir yaptırımla karşılaşmaması, diğerlerine de cesaret verdi.
“Nasıl olsa kimse dur demiyor…” anlayışı hızla yayıldı.
Oysa basın, bağıranın ve hakaret edenin alanı değildir.
Basın; şehre fayda sağlayan, doğruyu gösteren, yanlışa işaret eden bir rehberdir.
Bir basın kuruluşunun:
-
Sokaktaki sarhoşun sözlerini manşete taşıması,
-
Üç kuruşluk etkileşim uğruna şehrin imajını yok etmesi,
-
Her olayı Aksaray’ın genel durumuymuş gibi yansıtması,
Gazetecilik değil, zarar üretimidir.
ULUSAL BASINA YANSIYAN ACIMASIZ TABLO
Son dönemde Aksaray’ın ulusal basında daha sık görünmesi tesadüf değil.
Üzücü olan ise şu:
Bu haberleri bizzat gönderenler bile artık şehrin imajını kendi elleriyle zedelediklerini kabul ediyor.
Demek ki hem durup düşünme hem de yön değiştirme zamanı geldi.
CEMİYETLERDE BİRLİK VE ÖZE DÖNÜŞ ARAYIŞI
Basın cemiyetlerindeki ayrışmalar ve güç gösterileri artık yorucu bir seviyeye ulaştı.
Herkes kendini “lider” konumunda görüyor ama dışarıdan bakanların gördüğü manzara çok farklı:
Dağınık, birbirine çatan, kırılgan bir basın…
Basının kendine şu soruyu sorma zamanı geldi:
“Sorun bizde olabilir mi?”
Bu soruyu sormadan meslekî çürümenin önüne geçmek mümkün değil.
Bugün siyasetin, bürokrasinin ve okuyucunun “Bırakın kendi hâllerine” noktasına gelmesi, bu çöküşün en net göstergesidir.
USTALARIN SUSMASI, GENÇLERİN SERTLEŞMESİ
Tecrübeli gazetecilerin sessiz kalması, ustalık geleneğini adeta yok etti.
Bu boşluğu doldurmaya çalışan genç gazeteciler ise hızlı yol almak için daha sert, daha kavgacı, daha imaj bozucu içeriklere yöneldi.
Fakat unutulmamalı:
Bugün unutulan bir haberin bıraktığı iz yıllarca silinmez.
Bir şehrin imajı kırık bir vazoya benzer; yapıştırırsınız ama izi kalır.
ORTAK ÇAĞRI: BASIN KENDİNE YENİDEN ÇEKİ DÜZEN VERMELİ
Artık herkes için hesaplaşma zamanı:
-
Kurumları baskı kurmak amacıyla hedef alan haberler,
-
Reyting uğruna şehri karalayan yayınlar,
-
Birbirini yok sayan cemiyetler,
-
Sürekli genişletilen etki alanı savaşları…
Bunların hiçbiri Aksaray’a fayda değil, zarar getiriyor.
Basın biraz saygı görmek istiyorsa önce kendine saygı duymalı.
Gerçek haberciliğe, ahlaka, etik kurallara, ustalığa ve ortak akla dönülmeli.
Sosyal medyada cımbızlanan görüntülerle şehrin itibarını tüketmek kolaydır; bedelini ödemek zordur.
Okuyucu bunun sinyallerini çoktan vermeye başladı.
Basın; yıkan değil, yapan bir güçtür.
Kavga eden değil, yol gösterendir.
Şehrine küfreden değil, şehrinin yanında durandır.
Aksaray’ın imajı, birkaç etkileşim uğruna heba edilemeyecek kadar değerlidir.
Cemiyetler, dernekler, genç muhabirler, medya sahipleri…
Artık kişisel yarışları, güç çekişmelerini bir kenara bırakma zamanı geldi.
Gazeteciliğin özüne, etik kurallara, meslek ahlakına ve ustalara saygıya geri dönelim.
Unutmayın:
Kötü haberleri şikâyet etmek yerine, iyi haberi üreteni ödüllendirmeyi deneyin.
Bazen tek bir teşekkür bile akışı tersine çevirebilir.
Zor ama imkânsız değil.
