Milletvekillerine çağrı: Emekli maaşı yaşam hakkı mı, yoksa sadaka mı?
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin değerli üyeleri; sizler bu milletin temsilcisi olarak yarınlarımızın mimarısınız. Ancak bugün vatandaşın penceresinden bakıldığında, Meclis sıraları ile halkın mutfağı arasında büyük bir uçurum olduğu açıkça görülmektedir.
Milletvekilliği, şahsi bir yükselme basamağı değil, halkın derdiyle dertlenme makamıdır. Halkımız; kendisini temsil etmesi için yetki verdiği vekillerinin, toplumun sorunlarına çözüm üretmek yerine kendi yaşam standartlarını yükseltme çabasını ön plana almasını derin bir üzüntüyle izlemektedir.
Bir Mumun Adaleti: Hz. Ömer Örneği
İnançlarımızın temelinde adalet vardır. Hz. Ömer, devlet işini yaparken devletin mumunu yakar, kendi işine geçtiğinde ise o mumu söndürüp kendi şahsi mumunu yakarmış. Bizlerin, kamu malına ve kul hakkına gösterilen bu hassasiyeti bugün kendimize örnek alması gerekmez mi? Halkın emaneti olan o koltuklarda otururken, milletin hakkını korumak her şeyden önce bir vicdan borcudur.
Gücün Değil, Halkın Yanında Olun
Milletvekilleri, ellerindeki yetkiyi asıl olan halkın çıkarları için kullanmalıdır. Vekillik; sadece güç odaklarının yanında durmak değil, her koşulda vatandaşın hakkını savunmaktır. Halkın oylarıyla o koltuklara oturanların, toplumun geniş kesimlerinin taleplerini ön plana alması milli iradenin bir gereğidir.
Kendinize Bu Soruları Sordunuz mu?
Buradan tüm milletvekillerine sormak istiyoruz: En düşük emekli maaşının 12.500 TL’den ancak 15.000 – 16.000 TL seviyesine çekildiği bu günlerde, sizler bu rakamla bir ay boyunca geçinebilir miydiniz?
Hiç düşündünüz mü; bu para ile bir ayda kaç kilo et veya temel gıda alınabilir? Bir emekli, en yakın şehirdeki torunlarını ziyaret etmek için kaç kez otobüs bileti alabilir?
Üstelik emeklinin çilesi sadece maaşın yetersizliğiyle de sınırlı değil. Daha zam kelimesi ağızlara alınır alınmaz marketlerde etiketler değişiyor. Minicik bir çocuğa bayram harçlığı verir gibi verilen o birkaç bin liralık artış henüz cebe girmeden, raflardaki kontrolsüz fiyat artışlarını görmüyor musunuz?
“Serbest piyasa” bahanesine sığınan fırsatçılar, emeklinin alacağı zam henüz cüzdana girmeden o artışa göz dikiyorlar. Peki, devlet neden bu fırsatçılığa müsaade ediyor? Neden etkin bir denetim ortaya konulmuyor? Halkın sofrasındaki ekmeğin küçülmesine seyirci kalmak, vekillik makamına yakışır mı?
Netice olarak şunu da açıkça görmek gerekir ki; bu maaş ile kiranızı, elektriğinizi ve suyunuzu bile ödeyemezsiniz.
Emeklinin Yaşam Mücadelesi
Bugün milyonlarca emekli, açlık sınırının çok altında kalan rakamlarla hayata tutunmaya çalışıyor. Günümüzün ekonomik koşullarında bu tutar bir refah payı değil, ancak bir “sadaka” niteliğindedir. Oysa emeklilik bir lütuf değil, en temel yaşam hakkıdır.
Tarihin Notu
Tarih makamları değil, o makamların nasıl kullanıldığını yazar. Bugün halkın hakkını savunmak yerine farklı önceliklere yönelenler; yarın tarih sayfalarında toplumun umutlarını söndürenler olarak yerlerini alacaklardır.
Yarınlar İçin El Ele
Mesele sadece bugünün emeklisi değildir. Esas mesele; evlatlarımıza adaletin kalesi ve geleceğinin teminatı olan güvenilir bir ülke bırakabilmektir. Onların karamsarlıktan uzak, kendi topraklarında mutlu oldukları bir gelecek kurmak zorundayız. Gençlerimizin ülkelerinin yarınlarından ümidi kesip vatanını terk etmesi, geleceklerini başka ülkelerde araması hepimizin ortak ayıbıdır. Asıl olan görevimiz; evlatlarımızın başka kapılarda değil, kendi öz vatanında kök saldığı bir gelecek inşa etmektir.
Unutmayalım ki; bugün emeklinin hakkını korumak, çocuklarımızın umut dolu ve huzurlu bir ülkede büyümesi için atılan en büyük adımdır. Gelin, hem emeklilerimiz hem de evlatlarımızın geleceği için bu sorumluluğu üstlenelim ve ülkemizi hep birlikte hak ettiği refah dolu yıllara taşıyalım.
Sevgi ve saygının tekrar kaynaştığı güzel günlere doğru.
Betül Gürşen 13 Ocak 2026
