Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 5,76 / Satış: 5,79
€ EURO → Alış: 6,42 / Satış: 6,44

Yıl 2019. Ama…

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 08.04.2019
  • 270 kez okundu

Epeydir karşılaşmadığım bir gençle sohbet ettik geçenlerde. Kaç yıl oldu en son gördüğüm bilmiyorum ama zor tanıdım. Ben ona göre sima olarak daha az değiştiğimden onun tanıması daha kolay oldu.

Öncesinde gayet güzel hasret dolu ifadelerin olduğu sohbetin sonrası hem tat vermedi hem de paylaşılacak, üzerinde durulacak yönleri oldu.

“Madem güzel başladı neden sonrası tat vermedi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu sohbete benzer çok diyalog yaşadığımdan bugün yazmaya karar verdim.

İslam’ı şekilciliğe indirgeyenlerin ve kendileri gibi olmayanları yargılayanların da yargılanması gerekiyor!

Bahsettiğim genç sakal bırakmış, oldukça bol pantolon giymiş ve başında bir de takkesi var. Beni zerre ilgilendirmez ne giydiği. Fakat bu giyim tarzının tartışmasız doğru olduğunu ve bu şekilde olmayanların yanlış yolda olduğunu iddia etmesi beni çokça ilgilendiriyor. Çünkü bakışı, eleştirisi bana ve benim gibilere. Çünkü insanların pek çoğu onların tek hakikat zannettikleri yaşantıdan uzaklar. Yani ya iyi bir Müslüman değiller ya da hiç değiller!

Diyor ki bu genç bana: “Abi yaşın kırk olmuş ama halen kot giyiyorsun. Sakalın yok”. Ben de “sevgili kardeşim din bundan mı ibarettir?” diye mukabele ediyorum haliyle. Asıl film bundan sonra kopuyor. Ve kendince meseleyi noktalıyor. “Sünnet budur!” diyor.

İşte burada dayanamıyorum. Kim olursa olsun bu sözü söyleyen itiraz ediyorum. Yani sadece şekilden ibaret sanılan sünnete aslında kendilerinin uymadığını ve meseleyi anlamadığını ifade etmek istiyorum; eğer karşımdaki beni dinleyecekse. Ya değilse ne hali varsa görsün.

Evvela saçla-sakalla, sarıkla-takkeyle Müslümanlık olur mu? İslam dininin ilk defa başladığı yer belli mi? Kuşkusuz evet. Peygamberimizin yaşadığı dönem, bulunduğu coğrafya Vikinglerin zamanına denk gelseydi nasıl giyinecekti Hz. Muhammed sorusuna hiç cevap vermedikleri gibi; başka coğrafyada yaşayanlar istese de standart giyemez diyorum. Standarttan kastım da bahsettiğim gençlerin iddiasındaki sünnet olan giyinme şeklidir. Ya değilse standart olan, değişmeyecek olanlar bellidir.

Yine bu genç kardeşimiz gibi düşünenler hakiki Müslümanın Peygamberimizin hayatını çok iyi okuyup ne yaptıysa aynısını yapmakla ne yediyse onun gibi karnını doyurmakla, ne giydiyse o şekilde giymekle olacağını iddia ediyor. Şalvar, sarık, yakasız gömlek, takke… Bıyıklar normalden biraz kısa ve sakallar belirgin… Bir de cepte misvak olunca şekil tamamlanıyor. Ne yediklerini tam olarak bilemiyorum ama sohbetlerinde sıklıkla zemzem ve hurmadan bahsediliyor. İyi de peygamberimiz hurmadan başka şeyler de yiyordu. Ekvator bölgesinde yaşasaydı başka, Sibirya’da yaşasa başka şeyler yiyecekti. Yani hangi bölgede ne varsa onu tüketecekti haliyle.

Aklınıza gelen suali yönelttim kendisine. “Tamam diyelim ve dediğini kabul edelim. Yani Peygamberimiz nasıl yaşadıysa öyle yaşamak gerçek Müslümanlık olarak kabul edelim. Pekâlâ sen neden otomobil kullanıyorsun? Neden deveyle gitmiyorsun gideceğin yerlere? Neden cep telefonun var? Neden, Peygamberimiz gibi suyu kuyudan çekmiyorsun da musluğu açıp kapatıyorsun? Nedenler o kadar fazla ki!… Haliyle kardeşimiz uzun bir duraklamadan sonra “ama kafirlere benzememek çok önemli” diyor. Ya hu kim kafire özeniyor? Bulunduğumuz coğrafyaya göre giyinmek niye kafirlik olsun. Ben Allah’a iman edip, son gönderdiği dinin mensubu olmakla müftehirken, 1400 sene evvel yaşamış Peygamberimizi tüm insanlardan çok severken giyim kuşamım Araplardan farklı diye neden kafirlere özenmiş olayım? Neden?

(Din şekilcilik değildir. Sadece bizde de yok bu tip şekilciler. Bakınız Hristiyanların bazılarında da bu tip görüntüyle din yaşandığını iddia edenler var. Bu husustan “deizm ya da balık sırtı” yazımda da bahsetmiştim)

Hakka, hukuka, insana, çevreye, hayvana, ağaca, çiçeğe saygısı ve sevgisi olmayan ne dindar olur ne de insan.

Araplaşmak din değildir. Şekilcilikle din olmaz.

Bahsettiğim genç ve onun gibi düşünenler istediği gibi giyinsin ve istediği gibi yaşasın ama başkalarını yargılamasınlar. Kafalarına göre cennet-cehennem listesi hazırlamasınlar.

Her Cuma namazı sonrasındaki Ayet-i Kerime’nin meali meseleyi bitiriyor:

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor”. (Nahl suresi, 90)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ