Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,78 / Satış: 3,79
€ EURO → Alış: 4,65 / Satış: 4,67

Aksaray’da Kayıp Bir Veli

Ahmet KUŞSAN
Ahmet KUŞSAN - vet.med.kussan@gmail.com
  • 06.02.2018
  • 1.592 kez okundu

Aksaray’da

(Emir-i Şeyh Kabakbaş-ı Velî)

                Aksaray bazı kaynaklarda Kubbetü’l-İslam (İslam’ın Kubbesi), Arâziyyü’l-Mutahharât (Temizlenmiş Arazi), Muvâtınü’l-Ulemâ (Âlimlerin Vatanı), Mesâkinü’l-Evliyâ ve’ş-Şühedâ (Velilerin ve Şehitlerin Yurt Edindiği Yer), Medinetü’l-Latîfe ve Nazîfetü’l-Kadîme (Güzel, Temiz ve Kadim Şehir), Darü’z-Zafer (Zafer Yurdu) ve Şehr-i Sulehâ (Salihler Şehri) gibi ifadelerle övülmektedir. Aksaray bu ifadelerle övülmektedir çünkü Aksaray’da İslâm Dünyasının nice âlimleri ve ârifleri yaşamıştır, yetişmiştir.

İşte o âlim ve ârif zatlardan biri de, Aksaray’da Emir-i Şeyh Kabakbaş-ı Velî olarak bilinen ancak gerçek kimliğinden kısmen bihaber olduğumuz, “Kayıp Bir Velî” diye tanımladığım mübarek zattır.

Peki ama kimdir bu mübarek zat?

Kabakbaş-ı Veli Emir-i Şeyh’in kabr-i şerifleri Meydan Mahallesi’nde bir evin bahçesindedir. Mezar taşında Farsça beyitlerle birlikte “Merhûm ve Şehîd Hasanoğlu Emir-i Meşâyıh, 757 yılı Şa’ban ayında vefat etti. Toprağı iyi olsun.” yazmaktadır. (H.757 Şaban = M.1356 Ağustos)

O halde kimdir Hasanoğlu?

Aksaray tarihi üzerine önemli bir eser neşretmiş olan İbrahim Hakkı Konyalı, “Âbideleri ve Kitabeleri ile Aksaray Tarihi” kitabında, Kabakbaş-ı Velî Haziresi’ndeki mezar taşlarını okumuş ve Kabakbaş-ı Velî olarak bilinen bu zatın aslında büyük mutasavvıf şair “Hasanoğlu” olduğunu söylemiştir.

Mezar kitabesinde “Hasanoğlu” isminin geçtiği bu zat, Azerbaycan edebiyatında anadiliyle şiirler yazmış ve edebiyatımızda Azerî sahası klâsik şairlerimizden kabul edilen, asıl adı Şeyh İzzeddin-i Esferayânî olan şair Hasanoğlu’ndan başkası değildir.

Fuat Köprülü’nün dikkatlere sunulması gerektiğinden bahsettiği şair hakkında araştırmalar çok azdır. Aruzla yazılmış üç Türkçe ve PûrHasan mahlasıyla yazılmış bir Farsça şiiri olan şairin ününün Mısır-Memlük Sarayı’na kadar gittiği ve şairin bir de divana sahip olduğu bilinmektedir. Şair, Türkçe şiirlerinde Hasanoğlu mahlasını kullanırken Farsça şiirlerinde ise yine aynı manaya gelen PûrHasan mahlasını kullanmaktadır.

Niçin Anadolu’ya gelmiştir?

Moğol istilalarının tabiî neticesi olarak doğudan hicret eden birçok âlim ve ârif gibi Hasanoğlu da muhtemel ki Anadolu’ya, Moğol mezalimi sebebiyle hicret etmiştir. Beylikler Devri Anadolu’sunun önemli bir kültür merkezi olan Aksaray’ı kendine yurt edinmiş ve burada, Anadolu’nun merkezinde irşat faaliyetlerinde bulunmuştur. Anadolu’da ünü yayılmıştır ki Nesimî ve Ahmed-i Daî gibi büyük şairlere dahi tesir etmiştir.

Hasanoğlu, Azerbaycan Edebiyatı’nda anadilde şiir yazan ilk şairdir.

Var olduğu bilinen ancak nüshası olmayan ilk divan da yine Hasanoğlu’na aittir.

Hasanoğlu, şair olduğu gibi aynı zamanda da şeyhtir. Kendisi bir Kübrevî şeyhidir ki icazetli olduğu tarikat silsilesi şu şekildedir:

Pîr-i Kübrevî, Ebu’l-Cennab Şeyh Ahmed Necmeddîn-i Kübrâ el-Hikavî el-Harezmî (k.s.)

Şeyh Mecdüddîn Şeref el-Bağdâdî (k.s.)

Şeyh Raziyüddîn Ali Lala (k.s.)

Şeyh Cemâleddîn Ahmed Zâkir el-Curfânî(Gurpânî) (k.s.)

                                                                                            –                      

Hasanoğlu Şeyh İzzeddîn el-Esferayânî (k.s.)

Zannediyorum ki bu silsilenin Aksaray için bir başka önemi de şudur:

Bu silsile ile Somuncu Baba hazretlerinin kayınbabası olan Şeyh Mahmud Mazdekânî (k.s.) hazretlerinin tarikat silsilesi, aynı silsiledir. Hatta Emir Sultan hazretlerinin de bu silsile ile yakınlığı bulunmaktadır ki Emir Sultan hazretlerinin Somuncu Baba ile aralarındaki muhabbet de muhtemel ki bu silsileden kaynaklanmaktadır.

Pîr-i Kübrevî, Ebu’l-Cennab Şeyh Ahmed Necmeddîn-i Kübrâ el-Hikavî el-Harezmî (k.s.)

Şeyh Mecdüddîn Şeref el-Bağdâdî (k.s.)

Şeyh Raziyüddîn Ali Lala (k.s.)

Şeyh Cemâleddîn Ahmed Zâkir el-Curfânî(Gurpânî) (k.s.)

***Hasanoğlu Şeyh İzzeddîn el-Esferayânî (k.s.) (ö.757/1356)     Şeyh Nureddîn Abdurrahman el-Esferayânî (k.s.)

Şeyh Alâüddevle-i Simnânî (k.s.)

***Şeyh Mahmud Mazdekânî (k.s.)

(ö.766/1365)

Şeyh Ali el-Hemedânî (k.s.)

Şeyh Hâce İshak-ı Huttalânî (k.s.)

Şeyh Emir Külâl Seyyid Ali (k.s.)

***Emir Sultan (k.s.)

Hasanoğlu Şeyh İzzeddîn ile Şeyh Mahmud Mazdekânî’nin ölüm tarihlerine baktığımızda ikisinin de çağdaş olduğunu görmekteyiz. Hasanoğlu’nun kabr-i şerifinin Aksaray’da olduğunu söyledik ancak Şeyh Mazdekânî’nin kabr-i şerifi ile ilgili bir bilgimiz yoktur. Belki şüphemiz vardır ancak onu bir başka yazımda sizlere aktarmak istiyorum.

Hasanoğlu Şeyh İzzeddîn (k.s.) hazretleri ile ilgili konumuza devam edelim…

Kendisi hakkında edebiyat kaynaklarımızda ve Azerbaycan edebiyatında kısa bilgiler verilmiş olsa da mezarı hakkında herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Çünkü Hazretin nerede vefat ettiği bilinmemekteydi.

Muhtemel ki Azerbaycanlı hemşerileri Hazret’in kabr-i şerîflerini aramışlardır. Ancak nerden bilebilirlerdi ki Hazret’in Aksaray’da Kabakbaş-ı Velî ve yahut da Emîr-i Şeyh lakaplarıyla gizli kaldığını? Yani Hazret’i, Şeyh İzzeddîn Esferayânî ya da Hasanoğlu isimleri ile arayanlar nereden bilebilirlerdi ki Hazret’in kabr-i şerifinin Aksaray’da Kabakbaş-ı Velî yahut da Emir-i Şeyh olarak bilindiğini?

Hakikaten de bu lakaplar, Hazret’in kabr-i şerîfinin bilinemeyip, bulunamamasının ve gizli kalmasının sebebidir.

Tüm bu bilgilerin yanında, Hasanoğlu ile Kabakbaş-ı Velî de zaten farklı kişilerdir. Hasanoğlu, Şeyh İzzeddîn Esferayânî iken; Kabakbaş-ı Velî ise, Şeyh Kabadız Hasan el-Aksarâyî’dir. Karışıklığa sebep de muhtemel ki “Hasan” ismi olmuştur. Halbûki birisinin kendi ismi Hasan iken diğerinin babasının adı Hasan’dır. Muhtemel ki bu iki büyük velinin de kabr-i şerifleri aynı bahçe içerisindedir. Bu sebeple olsa gerek ki Kabakbaş-ı Velî ile Emir-i Şeyh aynı kişiler zannedilmiştir.

Şeyh Kabadız Hasan el-Aksarâyî’den de bir başka yazımda bahsedeyim biiznillah.

Allah, bu iki gönül sultanının makâmlarını âlî, sırlarını yüce eylesin.

Hasanoğlu’nun kabr-i şerifinin bulunmuş olması birçok Azerbaycanlı kardeşlerimizin ilgisini Aksaray’a çekeceği gibi Eski Türk Edebiyatı üzerinde çalışan hocalarımızın da ilgisini Aksaray’a çekecektir muhakkak. Ve Aksaray, Hasanoğlu’nun kabr-i şerifinin Aksaray’da olduğunu söylerken, esasında, var olan “Şehr-i Sülehâ” kimliğini bir kez daha anlamlandıracak ve bir mübareği daha sinesine sardığını ehl-i ilme haykıracaktır.

Ancak bunun için İbrahim Hakkı Konyalı’nın söylediklerinden bir adım daha öteye geçmemiz lazım. Ciddi bir araştırma ile bu iddiayı ortaya çıkarmamız lazım ve en başta da bahçedeki Farsça beyitleri ivedilikle okutmamız lazım zira kabr-i şerifin bulunduğu bahçenin sahipleri her ne kadar da kabir taşlarını büyük bir özenle korusalar da, yazılar çevre koşulları sebebiyle gün geçtikçe yıpranmaktalar.

Şeyh hazretlerini anlatırken şu düşünceler de geçti aklımdan;

“Kim bilir, Aksaray’ımıza gelmiş, Aksaray’ımızın pak u temiz suyundan içmiş ancak hâlâ tanımadığımız daha nice âlimler ve veliler var bu azîz memleketimizde!”

Seyyid Hasan Rızâî el-Aksarâyî hazretleri Şeyh Hafız-i Sadi Şirâzî’den naklettiği şu beyit, memleketimizi ne güzel anlatmaktadır:

Dört köşede dört meşhur şehir vardır ki, onlar letafet ve saadet açısından sanki mübarek bir saray.

İran’da Genceberkec, Irak’ta Sıfahan, Horasan’da Nişâbûr, Rûm’da Aksarây.

Şeyh Hafız-i Sadi Şirâzî (k.s.)

Allah’ın selamı üzerinize ve üzerimize olsun…

Kaynaklar: Mustafa Fırat Gül ile ortak kitabımız “Medfun Ecdâd’a Meftun Ahfâd”

İbrahim Hakkı Konyalı’nın “Âbideleri ve Kitabeleri ile Aksaray Tarihi”

“TDV İslâm Ansiklopedisi”

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Ayse kara dedi ki:

    Yazinizi okudum istifade ettim.Somuncu Baba kitabinizi da cok begenerek okudum.Yeni kitabinizin cikmasini sabirsizlikla bekliyorum.

YORUM YAZ