Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,70 / Satış: 3,71
€ EURO → Alış: 4,34 / Satış: 4,36

Çıkaralım Nalınları Zira Burası Tillo -1

Ahmet KUŞSAN
Ahmet KUŞSAN - vet.med.kussan@gmail.com
  • 10.10.2017
  • 943 kez okundu

Biz ki şehr-i sülehânın bir garip bünyâdıyız
Hamîd, Rızâî, Hakîkî, Hüdayî’nin yâdıyız
Şehre hayran, şehre meftun Aksarâyîyiz amma
Gayri şimdi biiznillah Siirt’in şeyyâdıyız

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın KPSS 2017/7 atamalarında Siirt’in ilçesine veteriner hekim olarak atandım.

Cennet vatanımızın her yeri muhakkak ayrı güzel! Bu güzellikler içerisinde doğduğumuz için Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Allah, bizleri bu güzellikleri hakkı ile bilen âriflerden ve bu güzellikler için kendisine çokça şükreden şâkirlerden eylesin.

Buraya gelirken, bu güzelliklerden biri olan ve memleketim olması hasebiyle iftihar ettiğim, evliyalar ve şehitler meskeni, âlimlerin vatanı, salihlerin şehri Aksaray’ımızdan ayrılmamın verdiği büyük bir hüzün ve bu hüzün ile birlikte de bir başka mübarek beldeye varmamın verdiği büyük bir huzur vardı yüreğimde. İşte bu hüzün ve huzur ile geldim salihlerin şehri Aksaray’dan ‘Yüksek Ruhlar’ mekânı Tillo’ya.

Siirt’i ve Tillo’yu anlatmadan önce bir şeyler söylemek istiyorum…

Memleketimden kırgınlıklarımla, hayal kırıklıklarımla ve kendime kızgınlıklarımla ayrıldım. Kırgınlığım ve hayal kırıklığımın sebebi malum da peki niçin kendime kızıyorum değil mi? Kendime kızıyorum çünkü çok safım! İnsanların sahte muhabbetlerini gerçek sanıyorum ve malesef bu konuda beni uyaranlara da hiç aldırış etmiyorum. Muhabbetlerine inandığım bu insanlar Mevlânâ(k.s.) hazretlerinin “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” nasihatini almışlar ama üzerlerine ters çevirip giymişler! Evet, görmem lazımdı ancak ne yazık ki o zaman gözlerim keskin değilmiş göremedim. Yahut da bir memleketseverden rahatsız olunabileceğini hiç düşünemedim. Hayret! Bu konudaki şaşkınlığımı daha evvel şu beyitlerle dile getirmiştim:

Biz de Hakk’ın bir kuluyuz memlekete tutkuluyuz
Lâkin bilemedik nedir sebeb-i istihfâfımız

Anladım ki birileri benden rahatsız olmuş, sanırım birilerinin damarlarına basmışım. Yani birilerini bayağı korkutmuşum. Hayret! Keşke şunu bilselerdi;

Biz değiliz şem-i suzân bizden korkmaya ne hâcet
Bize adımla gelene koşmak idi a’râfımız

Her neyse… Kimseye değil, evet kendime kızıyorum. Çünkü insanların görünüşlerinin gerçek olduğuna inanıyorum. Ama ben nereden bilebilirim ki “İnsanların olmadıkları gibi göründüklerini ya da görünmedikleri gibi olduklarını” yani ben nereden bilebilirim ki yüzüme gülenlerin ardımdan da güldüğünü ve ben nereden bilebilirim insanların her yerde göstermedikleri gerçek, hakiki, sahici yüzünü? Evet, ben bilmiyorum ama -Hamd O’na olsun- her şeyi bilen Âlim ve her şeyden haberdar olan Hâbir biliyor. O halde bana ne gam!

Evet, Aksaray’dan ayrılırken hüzünlüydüm ancak biliyordum ki Hamîdî bir nefesle bulunduğum Somuncu Baba’mızın eteğinden Tilvî ve Karânî bir nefesle ayrılmaktaydım, işte bu sebeple de huzurluydum.

Yani beni Aksaray’dan kimse göndermedi lakin illallah. Yani benim çaresiz bırakılarak Aksaray’dan gönderildiğimi zannedip buna sevinenler varsa, onlara bir başka beytimi daha hatırlatmak istiyorum:

Her kim ki sebeptir nice inhisâfa ol muktedir
Bilsin ki yerli yerinde şems ü kamer eşrâfımız

Biz buradayız. Ne güneş battı ne de ay kayboldu! Bu ay tutulması biiznillah geçecek bir gün! Ve Allah nasip ederse bir gün Hakîkî bir nefesle yeniden Aksaray’a döneceğiz. İşte o gün Cemâlî bir nefesle ehl-i münevverin yüzünü tekrar gördüğümüzde, Alâî bir nefesle memlekette olmanın huzuruna ererken, Rızâyî bir nefesle yine Hakk’ı ve halkı razı etmeye çalışarak, Hüdâyî bir nefesle bu temenni için Hakk’a dua edeceğiz. O zaman Yunûsî bir nefesle yeniden ama daha güçlü söylemeye başlayıp, Sultânî bir nefesle hemşerilerimizin gönüllerine biiznillah “olduğumuz gibi” cafcafsız gireceğiz.

Bu kadar sitem ve veryansın yeter. Daha fazlası görmeyen gözlere, duymayan kulaklara, anlamayan dimağlara ve titremeyen kalplere acizlik olarak gözükür! Nasıl bitirmiştim şiirimi?

Yeter yazdığın Azîzî anlayan için sinek saz
Lâkin anlamayan için mürekkeptir isrâfımız

Söylemem gereken veya söyleyebileceğim her şeyi söyledikten sonra, o çetin hesaplaşma gününe bir hesap bırakmamak için, hakkına girmiş olduğum kişiler varsa onlardan helallik istiyorum. Eğer böyle birileri varsa, o kişiler bana söylesinler, söylesinler kabahatim nedir bileyim? Söylesinler ki cürmümü öğreneyim, özrümü dileyip helalliğimi alayım ve bu hataya bir daha düşmeyeyim.

Diğer taraftan ise, eğer bir şekilde, gerek dille gerekse elle, hakkıma girmiş olduklarını düşünenler var ise, onları da benden helallik almaya davet ediyorum. Onlardan, hakkıma nasıl girdiklerini söylemelerini beklemiyorum. Gerek yok! Onlardan sadece bekliyorum ki benden helallik istesinler. Bu kâfi! Çünkü istiyorum ki boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını aldığı o gün gelmeden, hesapları bu dünyada kapatalım. Zira;

Her kim ki sebeptir nice i’tisâfa ol mu’tesif
Bilsin burada eman var yok ahrette insâfımız

Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar! Ancak Tillo’yu anlatmadan önce küçük bir şeyler daha söylemek istiyorum.

Hakikaten Aksaray’ı ve sevdiklerimi çok özledim. Sevdiklerimden kimiyle vedalaşabildim kimiyle de vedalaşamadım. Vedalaşamadıklarım kusuruma bakmasınlar. Gerçi gönül birliği olanlara mesafeler dokunur mu hiç!

Evet, Aksaray’ımın ve hemşerilerimin özlemi burnumda tütedursun…

Biz gelelim Siirt’e ve evliyalar diyarı Tillo’ya…

Siirt sıcak bir memleket… Yazın sonunda geldiğim halde sıcağını oldukça kavurucu buldum. Tillo ise biraz yüksekte olduğu için Siirt’e göre daha serin ama Aksaray’dan hâlâ çok sıcak.

Tillo’ya yönelince manevi bir çekim kuvvetinin içerisine girdiğini hissediyor insan. Tıpkı Yusuf Hakîkî Baba (k.s.) hazretlerinin medfun bulunduğu sokağına girenlerin hissettikleri gibi.

Fıstık bahçelerinin içerisinden, kıvrım kıvrım yollardan geçerek Tillo’ya varıyorsunuz. Yol boyunca da birçok zâtın buralarda medfun olduğunu görüyorsunuz. Hele bir de tasavvufa meraklı, mutasavvıfları seviyor iseniz eğer, sizi sizden alan efsunlu bir atmosfere girdiğinizi de fark ediyorsunuz.

 

Ve Tillo…

Tillo, Siirt’in yaklaşık 10 km uzağında sakin, şirin bir ulema memleketi.

Burada kime ceddini soracak olursanız ya bir ulemaya ya da bir evliyaya dayandığını görürsünüz. İmamından esnafına kadar hepsi ya bir şeyhoğlu ya bir mollaoğlu ya da kendileri de bir molla.

Şeyhlerin ve Seydâların tesiri o kadar büyük ki Tillo’da, Tillo mahallelerine isimleri bile mübareklerin bu büyük tesirinden verilmiş. İlçede üç mahalle var; Gavs-ı Ulvî İsmail Fakirullah Tilvî(k.s.) hazretlerinden ve torunlarından ismini alan Fakirullah Mahallesi,  Şeyh Hamza el-Kebîr(k.s.) hazretlerinin oğlu Şeyh Mücahid(k.s.) hazretlerinden ve torunlarından ismini alan Mücahid Mahallesi ve seydalardan ismini alan Saydanlar Mahallesi.

Tillo’da 12000 evliyanın medfun olduğu rivayet edilmektedir. Bu sayı kesretten kinaye midir yoksa hakikat midir bilemiyorum ancak buralarda çok sayıda velinin yaşadığını, birçok velinin de Tillo ve civarında medfun olduğunu bizzat kabirlerini gördüğüm için biliyorum.

Bediüzzaman(k.s.) hazretleri Tillo’ya geldiğinde, mübarek beldenin girişinde burada yatan zatların hürmetine nalınını çıkarmış, Tillo’yu burada medfun olan zatların hürmetine yalın ayak ziyaret etmiştir. Biz ise, zâhiren hazret gibi böylesine bir edep sergileyemesek de bâtınen nalınlarımızı Aksaray’da çıkarıp geldik bu mübarek beldeye. Aksaray’da ayağa bulaşan, ayakbağı olan çamurları silmek ne mümkün! O halde çıkaralım nalınları; zira burası TİLLO!

Tillo’ya indiğimde büyük bir heyecan sardı beni, sıcak bir esintiyle birlikte geçmişin kokusu geldi burnuma. Eski Tillo’nun birbirine karışmış dar sokakları, dip dibe sıralanmış haneleri, tarihi cas evlerini görünce geçmişe doğru derûnî bir yolculuğa çıktım. Osmanlı medrese kültürünü devam ettiren medreselerin çokluğundan ve Tillo sokaklarında gördüğüm mollalardan da bir hayli etkiledim.

Tillo’ya vardığımda ilk işim dillere destan Tillo Kabristanı’nı ziyaret etmek oldu. Ama bu dillere destanlık Tillo’nun toprağının altın ya da gümüşten olmasından kaynaklanmıyor. Aksine toprağın altındakilerinin ve üstündekilerinin gönüllerinin altından ve gümüşten daha değerli olmasından kaynaklanıyor.

Tillo Kabristanı’ndan, Tillo Evliyaları’ndan ve kendisiyle sohbet etme şerefine eriştiğim Seyda Molla Burhaneddin Mücahidî (k.s.) hazretlerinden bahsedeceğim diğer yazımda görüşmek üzere…

Allah’ın selamı üzerinize ve üzerimize olsun…

Fotoğraf: http://www.tillo.gov.tr/foto-galeri

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Mustafa Fırat GÜL Mustafa Fırat GÜL dedi ki:

    Ahmed’im, kardeşim. Yazı gerçekten çok güzel. Hem Türkçe’yi kullanış, üslup, imla vs bakımından. Hem de mesajı cihetinden. Sadece kalemden dökülen satırlar okumadım. Ciğerden gelenler var satır aralarında. Hatta bazı cümleler hatta ve hatta paragraflar tekme-tokat girişiyor. Yediği dayaktan sonra senin yazına devam edemeyecekler belli. Ama bizler dayak atan ve yiyeni ibretle izler gibi sonunu getirmeye çalışıyoruz yazının. Hatta keşke devam etseydi dedim. Zannediyorum devamı gelecektir. Yaz kardeşim. Yaz ki, hastalık kalmasın, maraz uzak dursun. Yaz! Üşenmeden, bıkmadan yaz!

YORUM YAZ