Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 3,93 / Satış: 3,95
€ EURO → Alış: 4,66 / Satış: 4,68

Tarih ve Biz

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 17.08.2017
  • 561 kez okundu

Tarihiyle övünmeyen millet yok gibidir. Bu milletlerden bazıları haklıdır. Çünkü tarihleri çok zengindir ve utanılacak hadiseler yerine gururlan(dır)acak  hadiseleri çoktur. Fakat bu önemli hadiselerin çoğu bilinmez veya bilinenlerin de kıymeti bilinmez. Yine günümüze ulaşamayan tarihi eserleri çoktur veya ulaşanların da büyük kısmı yara-bere içerisindedir. Yaralı da olsa bazı eserlerin günümüze ulaşmasına vesile olanlar da burun kıvırdıkları, “gavur” dedikleri yabancılardır. Bu “yabancı” diye genelledikleri de Avrupalı’dır. İşte bu bazı milletlerden kastımız Türkler’dir. Tarihimiz çok zengin. Eserlerimiz çok. Günümüze ulaşamayanlarla birlikte çok daha fazlasını yapmışız. Dedeler yapmış ama torunlar mirasyedi gibi mahvetmiş. Türkiye’nin neredeyse her şehrinde bunun gibi yok etmelere, onlarca hatta yüzlerce örnek bulunabilir. Aksaray’da da durum çok farklı değil. Çok yakın bir tarihte tamamen yok edilen Selçuklu eseri Şifahane buna en iyi örnektir. Bir de daha düne kadar perişan halde olan eserlerimiz vardı. Bazılarına sahip çıkılıyor. Gurur verici ama ya yok olanlar? Ya zamanında müdahale edilmediği için kangren olup bacağını, kolunu kaybedenler? Zinciriye Medresesi de bunlardan birisidir. Birkaç senedir medrese aslına dönmüş vaziyette olduğundan hoşumuza gidiyor ve buna vesile olanlara müteşekkiriz. Çok yakın bir tarihte, elli-altmış sene öncesinde medresenin perişan halini öğrendikçe insanın içi sızlıyor. “” diye başlayan düşüncenin sonunda hatta ortasında özeleştiri yapmamız gerekiyor. Tarih sevgisini bilmem ama saygısı bizde balon mu acaba sualine cevabım menfidir.

19 Eylül 1969 tarihli Hasandağı Gazetesi’nin manşetindeki ifade aynen şöyle: “Zinciriye Medresesi’nin perişan halinden Bizim Anadolu Gazetesi Utanmayı da mı Unuttuk diye bahsediyor”. Meşhur gazeteci merhum Galip Erdem’in 17 Eylül 1969’da kaleme aldığı yazıyı manşetine taşıyan Hasandağı’nın mezkûr sayısının ilk sayfasını kaplayan bu yazıyı özetlemek istiyorum.

“Birkaç gün önce Aksaray’a gitmiştim. Şimdi Niğde’nin bir kazası olan bakımsız Aksaray bir zamanların büyük şehirlerindendi. Tarihi eserler bakımından gayet zengindir. Her köşede bir camiye, bir medreseye, bir han yıkıntısına rastlarsınız. Ulu Cami’den dönüyorduk. Arkadaşlar, “Zincirli Medrese’ye de gidelim” dediler. Yüzyılların ilim ve irfan yuvası Cemaleddin Aksarayî orada ders vermiş. Anlayanların ifadesine göre sanat değerş de çok büyükmüş. Hele elips kubbesinin eşi pek azmış. Evet, Zincirli Medrese’ye gittim ama diyorum ki, hiç gitmeseydim. Neslimin yüz karasını hiç görmeseydim. Acısını duymasaydım. Giriş kapısında iğrenç bir kokuyla karşılaştım. Her tarafta pislik. Affedersiniz insan pisliği. Üstüne basmamak için cambazlık gerekiyor. Ecdadın ilim ve irfan yuvasını yüz numaraya çevirmişiz. İçerideki manzara giriştekinden farklı değil. Bir tarafta ataların emeği, inci misali işlenmiş kapılar, sütunlar ve diğer tarafta Aksaray’ın belediyesi yok mu? Var! Seçim hesapları peşinde. Böylelerine oy verilmez. Temiz bir sopa çekilir. Medrese’nin kapısına bir bekçi koyamıyorlar. Zincirli Medrese gibi bir eseri kimse pislik içinde yüzdürmenin izahını kimse yapamaz. Bekçi bulamıyorsa, kapısına bir kilit assınlar. Baykuşlar yuva kursun, her taraf örümcek ağları ile donansın bugünkünden çok daha iyidir. Aksaraylılar’a da gücendim. Cemaleddin Aksarayî’nin adını söylerken “Hazret” kelimesini hiç ihmal etmiyorlar. Peki ama bir hazretin medresesi pislik içinde bırakılır mı? Belediyeden, hükümetten bir hayır gelmiyorsa aralarında para toplasınlar, temizletsinler. Ecdadın eslerini yakmakla, mezbelelik haline getirmekle uğraşıyoruz. Utanma duygusunu da kaybettik. Aksaray’ın milliyetçi gençlerinden rica ediyorum. Bu konuya el atsınlar. Belediyeyi uyarsınlar. Hiçbir sonuç alamazlarsa medresenin kapısına bir gözcü koysunlar. Terbiyesizlerden birisini yakalayınca güzelce pataklasınlar. Sevaptır”.

Merhum zamanında doğru yazmış. Övünmeye gelince mangalda kül bırakmayız ama iş ciddiye binince, sorumluluk gerektirince, taşı taşın üzerine koymak icap edince, çok az bir zor görünce, çok ama çok az bir para yardımı istenince sıvışırız. Tarihle kuru kuruya övünmek değildir marifet olan. Mesele şuurlu olabilmektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ