Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,78
€ EURO → Alış: 6,34 / Satış: 6,36

Aksaray Kitap Günleri’nde Açılsın Şu Pandora’nın Kutusu

Ahmet KUŞSAN
Ahmet KUŞSAN - vet.med.kussan@gmail.com
  • 11.10.2019
  • 2.527 kez okundu

 BİR ANADOLU ŞEHRİNDEN FİLİZLENEN” bir başka yazar olan bendeniz, Aksaray Kitap Fuarına, fuar başlamadan evvel, 3 EKİM PERŞEMBE günü davet edildim. Ancak ben, afişlerin basılmasından sonra ve fuara birkaç gün kala yapılan bu davetten gocunmadığım gibi aksine memnun dahi oldum; UNUTULMADIĞIM İÇİN, HATIRLANDIĞIM İÇİN!

Zira insanın ŞIMARACAK yüce mevkili tanıdıkları olmayınca hayatta, bu durumdan da memnun olabiliyor.

Ama dün bizlere çay kaşığının bile verilmediği yemekte eline kepçe verilerek yemeğe oturtulan zât-ı muhterem bu durumdan memnun değilmiş zira bugün kepçesi elinden alınmış, kendisine herkesle eşit olacak şekilde kaşık verilmiş ve herkesle birlikte yemeğe davet edilmiş. E kepçeyle yemeğe alışık olan kaşıkla doyar mı hiç? Doymadığı gibi arsızlaşır da! Zira vaktiyle parlatılan ZORAKİ ŞÖHRETİNİ kendi şöhreti sanmış, yüce mevkililerin lütfuyla gördüğü izzet-ikramları da kendi saygınlığından bilmiş demek ki!

Ama nasıl olur da İMECE İLE KAZANDIĞI ŞÖHRETİNİ yalnız kendine aitmiş gibi söyler? Yani nasıl olur da bu zoraki şöhretini, yalnızca kendi yaptıklarıyla kazandığına inanır? Belediyece ve İl Kültür Müdürlüğünce desteklendiğini ve onların çabaları ile bu konuma geldiğini unutarak, nasıl olur da her şeyi kendine mal etmeye çalışır?

Ey dün onu allayıp, pullayıp, pamuklara saranlar… Görmüyor musunuz eserinizi? Görmüyor musunuz siz olmasaydınız bizim tanınmışlığımız kadar tanınmışlığı olacak bu yazarın size dahi ahde vefa göstermediğini ve her şeyi kendinden bildiğini… Görmüyorsunuz değil mi? Görmüyorsunuz! Görmemeye devam edin siz, ben birazdan göstereceğim her şeyi…

YOK EFENDİM, BEN DAVET EDİLDİM

Bir gazete yazarının yazısında “AKSARAYLI YAZARLARIN KİTAP FUARINA İDDİAYA GÖRE DAVET EDİLMEMESİ…” diye belirttiği iddia doğru değildir. Bu iddiayı her kim atmışsa ortaya, yalandır. YOK EFENDİM, BEN DAVET EDİLDİM! Ve davet edildiğini bildiğim Aksaraylı olan başka yazarlar da var. Ama sizin gözünüz sadece bir-iki yazarı görüyorsa ve o bir-iki yazarın sitemini alacaksanız iddia diye, o zaman genelleme yapmayın zira AKSARAYLI YAZARLAR SADECE ONLARDAN İBARET DEĞİLDİR.

Yazınızda özellikle yer verdiğiniz “BİR ANADOLU ŞEHRİNDEN FİLİZLENEN” yazarın hoşnutsuzluğu, Aksaraylı yazarların davet edilmeyişinden değil inanın ki kendi izzet-i nefsindendir. Zira siz Aksaraylı tüm yazarlar adına konuşurken -Aksaraylı tüm yazarların ne kadarını tanıyorsunuz bilmiyorum- o, her zaman olduğu gibi yine kendisini ön plana çıkarmış ve yalnızca kendisini konuşmuş yazısında…

Tekrar ediyorum yazarın hoşnutsuzluğu, Aksaraylı yazarların davet edilmeyişi sebebi ile değildir zira yazarlar, geç de olsa davet edilmişlerdir. Hoşnutsuzluk, sayın yazarın afişte fotoğrafının olmaması ve kendisinin diğer Aksaraylı yazarlarla denk tutulmuş olması sebebiyledir. Eğer Aksaraylı diğer yazarların fotoğrafları afişlere basılmadığı halde, Aksaraylı yazar olarak yalnızca onun fotoğrafı afişlere basılsaydı, kendisi böyle bir yazıyı asla yazmaz, Belediyeye de “Niye böyle yaptınız diğer yazarlara?” diye bir soru dahi sormazdı? Nerden mi biliyorum? Anlatacağım…

SABIR TAŞI ÇATLADI

Akıllara şu soru gelecek şimdi benimle ilgili: “Bu yazarla bir alıp veremediği var mı bunun?” Yok! İnanın ki yok! Ancak birkaç gün önce yazmış olduğu SİTEMLİ YAZISINI ve dahi arkasında kenetlenen AKSARAYLI BİR TAKIM CENAHI görünce, bu yazıyı yazmak bana vacip oldu. Neden mi?

Çünkü mevzubahis olan yazar 3 yıl önce “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” kavlince tutum ve davranış sergileyerek, Aksaraylı diğer yazarlar umurunda olmaksızın ’nin her türlü etkinliklerinde arz-ı endam ederken -tiyatro oyunlarında dahi protokolde oturabiliyorken- bugün sözüm ona maruz kaldığı kendi deyimi ile YASAK SAVMA SADEDİNDEN DAVET için göstermiş olduğu tepkisi, siz deyin NEFSİME -ki zaten beni tanımayanların çoğu bunları nefsimden, kıskançlıktan yazdığımı söyleyecek- ben diyeyim GAYRETİME DOKUNDU…

Ve “YAZ BAKALIM AHMET” dedim kendi kendime… “Neden susacaksın ki yaz!” O gün onlarca maruz kaldığım YOK SAYILMA varken sustuğum halde, bugün benim maruz kaldığıma daha ilk kez maruz kalanın avazını duyunca ve o gün onlarca maruz kaldığım YOK SAYILMAMA ses çıkarmayanların, bugün benim maruz kaldığıma ilk kez maruz kalan için ayaklandıklarını görünce; “Sen de yaz!” dedim kendi kendime.

Yaz! Sen de yaz! Madem herkes maruz kaldıklarını ve Aksaray için yaptıklarını anlatıyor. O halde sen de yaz!”

“Yaz ki meydana çıksın artık doğru bilinen yanlışlar! Yaz ki bilinsin artık sana da yapılan haksızlıklar! Yaz ki insanların kaç maske ile ortada dolaştıklarını görsün tüm Aksaraylılar!”

İşte şimdi bu sebeple yazıyorum…

Daha evvel yazmamıştım çünkü yazsaydım eğer evvelki Başkanımızı eleştirdiğim sanılırdı. Ancak ben onu eleştirmiyorum ve hatta benim maruz kaldığım haksızlıklardan onun bir bilgisi olduğunu da düşünmüyorum. Daha evvel yazmadım zira halkın oyuyla seçilmiş olan Başkanı hususi sebebimle zan altında bırakmak istemedim. İşte bu, başkasının nefsini kendi nefsine tercih etmektir; işte bu, Ulu’l-Emr’e itaattir. Daha evvel yazmamamın en büyük sebebi de budur.

Daha evvel yazmamamın bir başka sebebi de yaşanılanları hafızamdan atmaya çalışmış, konuyu kendi iç âlemimde kapatmış ve “Neyse…” diyerek kendi yolumda yürümeyi arzu etmiş olmamdır. Ancak birkaç gün önce yapılan bu sitem -ki bana göre ŞIMARIKLIK- hafızamı tazeledi, iç âlemimdeki uhrevî havayı perdeleyip kapanmış defterleri yeniden açıp yaşanılanları sergiledi ve her bir “Neyselerimi” gün yüzüne çıkarıp hepsini bir bir derledi.

Esasında bir hiciv ile meydana çıkmayı arzu ederdim ancak hicvin anlaşılması zor olacağını düşünerek şikâyetnâme yazmayı daha uygun gördüm. Zira hicvi üzerine alınan olmuyor! Ancak Allah nasip ederse hiciv de yazarız biiznillah, neden olmasın!

Yazacaklarım biraz uzunca olacak… Kusura bakmayın zira boğazımı düğüm düğüm eden ve dolup tepemden taşan içimi dökmek kolay olmayacak!

SAYIN BAŞKANA TEŞEKKÜR

Esas yazacaklarımdan evvel, Aksaray Belediye Başkanımız Sayın Evren DİNÇER’e teşekkür etmek istiyorum.

SAYIN EVREN DİNÇER BEY,

GEÇ VE YAHUT DA ERKEN BENİM İÇİN HİÇ MÜHİM DEĞİL, 3. AKSARAY KİTAP GÜNLERİNE, SİZİNLE HENÜZ TANIŞAMADIĞIMIZ HALDE, BENİ DE SAYIP DAVET ETTİĞİNİZ VE ETKİNLİKTE SÖYLEŞİ İÇİN BANA DA YER VERDİĞİNİZ İÇİN SİZE TEŞEKKÜR ETMEYİ KENDİME BİR BORÇ BİLİRİM.

ANCAK NE YAZIK Kİ DAVETİNİZE İCABET EDEMEDİM ZİRA YAKLAŞIK 3 HAFTA ÖNCE ERKEN DOĞUMLA BİR KIZIM DÜNYAYA GELDİ. BU SEBEPLE GÖREV YAPTIĞIM SİİRT’İN TİLLO İLÇESİNDEN, GEÇEN SENEKİ ETKİNLİĞE GELDİĞİM GİBİ 1 GÜNLÜĞÜNE DAHİ OLSA GELEMEDİM.

YEREL YAZARLARIN AFİŞLERE ALINMAMASI İLE İLGİLİ YAPILAN AÇIKLAMALARI ÖĞRENDİM. TAMAMEN BİR ORGANİZASYON HATASIYMIŞ. OLABİLİR ELBETTE. NETİCE İTİBARI İLE YAPILAN YANLIŞ FARK EDİLMİŞ, GÖNÜL ALMAK İÇİN DÜZELTİLME YOLUNA GİDİLMİŞ.

O HALDE YEREL YAZARLARA DÜŞEN GÖREV DE AKSARAY İÇİN BUNU ANLAYIŞLA KARŞILAMAK OLMALIYDI.

ANLAYIŞLA KARŞILAYANLAR ZANNEDİYORUM KİTAP FUARINA KATILIYORLAR ZATEN. BEN DE ANLAYIŞLA KARŞILAYANLARDANIM VE BU SEBEPLE DAVETİNİZ İÇİN TEKRAR TEŞEKKÜR EDİYOR, ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLİYORUM.

Gelelim Aksaraylı yazarlar için yerellikten dem vuranlara…

AKSARAYLI YAZARLAR ADINA SAMİMİ OLSAYDINIZ…

İki Aksaraylı yazarın fuara geç davet edildiği için KİBİRLERİNDEN yazmış oldukları sitemli yazıları üzerine, o yazarların sitem sebeplerine kayıtsız kalmayıp bugün bir şeyler karalayanlar, eğer Aksaraylı yazarlar adına söyledikleri cümlelerinde samimi olsalardı, 3 sene evvel bana ve başka Aksaraylı yazarlara yapılan HAFİFE ALMALARA, YOK SAYMALARA ve GÖRMEZDEN GELMELERE de kayıtsız kalmazlar ve benim yazdığım yazıları da meydana çıkarırlardı.

Ama samimiyet olmayınca insanın yüreğinde, başkasının başına geleni görmezden gelenler, aynı durum kendi yakınının başına geldiğinde ortaya çıkıveriyorlar. Öyle ya “KÖRLER, SAĞIRLAR BİRBİRİNİ AĞIRLAR!”

O gün, geçmişte YOK SAYILDIĞIMDA bana düşen görev susmaktı ama size düşen görev -bugün yaptığınız gibi- konuşmaktı zira HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN, DİLSİZ ŞEYTANDIR! Ancak ne yazık ki benim yok sayıldığım o günlerde siz lâl kesilmiştiniz! Neden? O gün yazarlardan birini yüceltirken diğerini görmezden gelmiştiniz. Neden? O Aksaraylı da ben değil miydim yoksa?

Ey dün bana kayıtsız kalanlar! Eğer sesiniz dün benim için çıkmayıp da aynı sebepten bugün bir başkası için çıkıyorsa, bilmelisiniz ki benim ÂH’ım sizin de üzerinizedir.

Diyebilirsiniz ki “SENİ TANIMIYORUZ!”. O halde ben de derim ki; İYİ BİR YEREL GAZETECİ yalnızca kendi fikirlerini yazan ve bir tek kendi gazetesini okuyan kişi değildir. Yani beni tanımıyorsanız iyi bir gazeteci değilsinizdir zira başka yerel gazetelerde, çıkardığım kitaplarımın duyurusu yapılmıştır. Onları okumuş olsaydınız beni tanırdınız. Ayrıca 1. ve 2. Kitap Günlerinde adım geçmiş, İmza Etkinliği ve Söyleşi yapmışımdır. Aksaray Sempozyumu’nda da bulunmuş, bildiri sunmuşumdur. Ve ayrıca kitabım “SOMUNCU BABA SIRR-I ESRÂR” -şu an olmasa da- Somuncu Baba Külliyesi’ndeki esnaflar tarafından satılmıştır. Ziyarete gelmiş olsaydınız görürdünüz.

Ama bunların hepsini biliyorsanız yani o zaman beni tanıyorsunuz demektir. İşte o zaman ben de derim ki; Neden 3 yıl önce benim için de bir yazı yazmadınız? O zaman neden 3 yıl önce “BİR ANADOLU ŞEHRİNDEN FİLİZLENEN” bir başka yazar olan beni de savunmadınız? Bu soruyu sadece size sormuyorum elbette, bu soruyu o zaman sözü geçen herkese soruyorum ve bilhassa da bugün yok sayılması sebebi ile sitem eden GEÇMİŞİN BÜYÜK YAZARININ VİCDANINA soruyorum: ŞU AN KENDİNİZE YAPILANI BİR HAKSIZLIK OLARAK GÖRÜP KONUŞTUĞUNUZ GİBİ, O ZAMAN BANA YAPILANI DA GÖRDÜĞÜNÜZ HÂLDE, NEDEN KONUŞMADINIZ?

el-cevab: BENCİLLİK VE TEK OLMA ARZUSU!

O HÂLDE AÇILSIN ARTIK ŞU PANDORA’NIN KUTUSU…

Söyleyeceklerim kimilerinin hoşuna gitmeyecek! Doğru! Kimileri de bana tavır alacaklar! O da doğru! Ama artık ben herkesin benim bildiklerimi bilmesini istiyorum? Ben kim miyim?

Ben Ahmet KUŞSAN. Bahsi geçen yıllarda Somuncu Baba Minyatür Müzesinde rehberlik yaptım. Somuncu Baba Sırrı Esrâr isimli romanın da yazarıyım. “Aksaray’da Kabir Ziyâreti; MEDFÛN ECDÂD’A MEFTÛN AHFAD” ile “MEHMET ÂKİF ERSOY; KOCAKARI İLE ÖMER (İNCELEME-PİYES)” isimli iki eserin de ortak yazarlarındanım. Aksaray’la ilgili hazırlamakta olduğum başka eserlerim de var ama bu yazımda yazmış olduğum sebeplerden dolayı henüz onları bitirecek GAYRETİM yok. Zira ne yaparsam yapayım YOK SAYILDIĞIM için BİR TAKIM AKSARAY CENAHININ YANINDA, insanın yapacak hevesi kalmıyor vesselam. Ama karınca misali, gıdım gıdım da olsa çalışmaya çalışıyorum.

Beni tanıyanlar, bilhassa da Külliyedeki esnaflar, maruz kaldığım YOK SAYILMALARI bilirler. Ve sorarsanız amacımın hiçbir zaman yaşanılanları böyle ortaya dökmek olmadığını söylerler. Ancak artık KAN BEYNİME SIÇRADI.

Ben onca YOK SAYILMAYA maruz kaldığım halde BAŞKANLIK MAKAMI suçlanmasın diye susuyordum da, siz daha bir kere maruz kaldığınız bu durumda, nasıl olur da BAŞKANLIK MAKAMINI yerlere sermeye çalışırsınız? Daha ne yaşadınız ki?

Mesela benim yazdığım kurguya karışmaya çalışanlar, “Bize okutmadan sakın yayınlama” diye beni azarlayanlar, “Bildiğimizin dışında bir şey söyleme” diye beni sınırlayanlar sizin de kurgunuza karışıp, sizi de azarlayıp, sizi de sınırladı mı ki?

Yahut siz Hacı Bayram-ı Velî romanını yazmaya başladığınızda, benim de Emir Sultan romanını yazdığımı öğrenip bana “Ne o, Emir Sultan’ı Aksaraylı mı yapacaksın? “ diye sorarak benimle dalga geçenler, sizinle de “Ne o, Hacı Bayram’ı Aksaraylı mı yapacaksın?” diye dalga geçti mi hiç?

Ve yahut da “Baytardan yazar mı olurmuş canım?” benzeri bir mahalle baskısına maruz kaldınız mı siz de?

Hakikaten de yahu, daha siz ne yaşadınız ki?

CANINIZ NE KADAR DA TATLIYMIŞ SİZİN!

Benim maruz kaldığımın sadece birine maruz kaldınız, hepitopu hepsi o! Ama buna rağmen ortalığı birbirine katmaya çalışıyorsunuz?

Biliyor musunuz? Bugün Belediye Başkanına ve Belediye Kültür Müdürü’ne, sizin sözde hakkınızı savunanlar tarafından, FUAR sebebi ile saygısızlık yapılıyor. Ama ben sizin YÜCELİK zamanınızda görev yapan Kültür Müdürünü de görmüştüm ama hiç sizin ve avanenizin yaptıklarını yapmamıştım!

Ama tabi el üstünde tutulmaya alışık olan, altından onu tutan eller çekildikten sonra, onu el üstünde tutmayan başka ellere böyle pervasızca saldırır.

Kusura bakmayın da geçmişte siz el üstünde tutulurken, bizden çevrilen yüzlerin olması sizi gayet memnun ediyordu. Hatta sizi memnun edebilmek için bizden yüzler çevriliyordu. Çünkü SİZ, BULUNMAZ HİNT KUMAŞIYDINIZ.

Hani bugün 3.sü düzenlenen kitap fuarına geç davetiniz sebebi ile veryansın ediyorsunuz ya, “1.si şahsi çabanızla başlatılmış” olan kitap fuarında da bize söyleşi için yer verilmediğinde ve Kahraman Tazeoğlu’nun yarım saatlik gecikmesi sebebi ile YASAK SAVMA SADEDİNDEN onun zamanının bize verilmesinde de veryansın edebilseydiniz ya keşke! Ama “Şahsi çabanızla başlatılmış” olan, bize bir kerelik bir söyleşinin bile çok görülüp sizin defalarca söyleşi yaparak kendi reklamınızı yaptığınız o fuarda, hiç sesiniz çıkmamıştı? Yoksa sizin adalet teraziniz yalnızca kendinize mi işliyor? Yoksa sizin sesiniz sadece sizin başınıza mı bir iş geldiğinde çıkıyor?

YÂ RABBENÂ! HEP BANA! HEP BANA!

Merak ediyorum SOMUNCU BABA ile ilgili Belediyece yaptığınız herhangi bir çalışmada aklınıza ben de geliyor muydum? Mesela ben ne zaman Somuncu Baba’dan bahsetsem, aklımın bir kenarında muhakkak siz varsınız. Eğer ben de sizin aklınıza geliyorsam ki gelmemem mümkün değil ve beni çok iyi tanıyorsunuz, o halde Somuncu Baba ile ilgili yapılan herhangi bir etkinlikte veya Somuncu Baba ile ilgili fikriniz alınmak istendiğinde benden neden hiç bahsetmediniz?

Film sizin kitabınızdan çekilmeye karar verildi ve o zamanlar benim kitabım daha çıkmamıştı. Ben ortalarda yoktum, DOĞRU! Ancak film çekimleri henüz başlamadan yapılan çalışmalar sırasında Somuncu Baba romanım çıkmıştı. Yani yönetmeni ile ORTAK SENARİSTİ olduğunuz filmin senaryosunun hâlâ yazım aşamasındaydınız. Peki, o gün siz, sadece fikir alış-verişi olsun, istişare olsun, film daha iyi çıksın diye kitabı yeni çıkan yazarın da filmin mutfağında bulunması için hiç girişimlerde bulundunuz mu?

Hani birileri filmi eleştirdiğinde, “Kimse elini taşın altına koymadı” diyebiliyorsunuz ya, o zaman siz, taşın altına elini koyabileceklere tahammül gösterip onların da projede yer alması için üzerinize düşen görevi yapıp, bunun için de “ŞAHSİ BİR ÇABA” sarf ettiniz mi? ASLA! Ne yapsaydık o zaman? Arsız gibi davet edilmediğimiz yere mi gitseydik?

Peki, sizin gibi Somuncu Baba ile ilgili roman yazan başka bir Aksaraylı yazarın da olduğunu bildiğiniz ve bu yazarı tanıdığınız halde, film ve yahut da herhangi bir etkinlik sırasında, sadece kendinizin ön plana çıkarılmasından hiç mi rahatsız olmadınız? Aynı konuyu anlattığınız diğer yazarın gönlünün kırılabileceği hiç mi aklınıza gelmedi? Zaman zaman çıkıp gelirken minyatür müzeye, nispet yapar gibi Belediyenin bünyesince yaptığınız etkinlikleri anlatırken ona, hiç mi yüreğiniz burkulmadı?

Hadi Yeni Yazarın filmin mutfağında bulunması için çaba sarf etmediniz, hiç değilse Somuncu Baba Filminin Galası yapılmadan evvel dağıtılan davetiyelerden birini de, Somuncu Baba ile ilgili araştırma yapan ve roman yazan o yazara verseydiniz veya verdirseydiniz ya! Bu da mı aklınıza gelmedi?

Ramazanda, Aksaraylı ilahi sanatçılarından tiyatro oyuncularına, animatörlerinden hocalarına varana kadar herkesin çıktığı Ramazan Etkinliklerine defalarca katılan bir yazar olarak siz, sizinle aynı tarzda ve aynı konuyu yazan bir yazara etkinliklerde yer verilmemesini hiç mi fark etmediniz?

Ama zaten siz SOMUNCU BABA KONUSUNDA AKSARAY’DA PÎR OLMAK istiyordunuz öyle değil mi? Sözüm ona oldunuz da! Sayın Yazar-ı Âzam, Pîr-i Muazzam, Şâir-i Ekber Senarist Beyefendi… Benim sizin YÜCELİK ZAMANINIZDA maruz kaldığım YOK SAYILMALARA tahammül gösterdiğim gibi bugün siz de tahammül gösterebilseydiniz, bunları yazmayacaktım. Ama artık iş işten geçti. Burnunuzun, çıkarıldığı Kaf dağından indirilmesi gerekiyor. Hiç kusura bakmayın!

Ne güzel bir çırpıda söyleyiveriyorsunuz; “5 Roman, 2 Araştırma, 5 hikâye kitabı yazan” diye… Siz JOKER miydiniz ki birbirinden farklı olan 3 türün de sizin tarafınızdan yazılması istenebiliyordu sizden? Bunlara ek olarak senaryo ve hatiplik dahi yalnızca size veriliyordu! Siz Aksaray’ın tek edebî, tek ilmî, tek sani’ kişiliği miydiniz ki ne varsa hep sizden isteniyordu da siz, hiç rahatsızlık duymuyordunuz bundan?

Ben bir akademisyen değilim ancak iyi bir araştırma eserini anlayacak kadar iyi bir araştırmacıyım. Araştırma eserim diye övündüğünüz iki kitabınızın durumundan ve bu iki eserinizden birinin takdimi sırasında yapılan övgülerden hiç mi utanmadınız? İyi bir Osmanlıca bilmediğiniz halde Osmanlıca çeviri yaptığınız eseriniz tanıtılırken, Somuncu Baba’nın Zikir Risâlesini –Pamuk Ofset’in yaptığı çeviri görmezden gelinerek bu eser sanki hiç çevrilmemiş gibi- Süleymaniye Kütüphanesinin tozlu raflarından çıkarıp getirdiğiniz söylendiğinde, hiç mi utanmadınız?

İyi bir Arapça bilmeyen siz, Arapça Dilbiliminde öncü olan ve eserlerinin çoğu Arapça olan Cemâleddîn Aksarâyî’yi, nasıl araştırıp da onunla ilgili bir araştırma eseri yazabildiğinizi iddia ediyorsunuz? Bir insan en iyi eserleri ile tanınır -sizin tanındığınız gibi-, peki siz onun bütün eserlerini okuyabildiniz mi de onunla ilgili araştırma eseri yazmaya cüret edebildiniz? Roman yazsaydınız size kimse bir şey demezdi. Ama siz araştırma eseri yazmayı daha kolay bulmuştunuz da yazmıştınız, öyle değil mi? Zira size göre araştırma eseri yazmak demek, birçok kitaptan konu ile ilgili bilgileri cımbızlamak demekti! Kusura bakmayın da Sevgili Yazarımız, yazmakla övündüğünüz bu eserinizin türü araştırma değil! Önceden yayınlanmış eserleri ilk siz yapmış gibi yayınlayarak, önceden çevrilmiş bir eseri -hem de başkasına çevirtip- yeni çevrilmiş gibi sunarak, bir müellifin eserini ilmi yetersizliğiniz sebebi ile başka bir müellife mal ederek yazdığınız bu esere nasıl araştırma eseri denilebilir? Eseriniz eğer hakiki bir araştırma eseri olsaydı, müellifin eserlerinden bahsederken falana göre şu kadar, filana göre bu kadar var diyeceğinize, OKKALI BİR araştırma yapıp, eserleri kütüphanelerde tek tek elinize alıp “Bana göre de şu kadar var!” diyebilirdiniz. Bu konu ile ilgili daha fazla bir şey söylemek benim haddim değil zira bu alan bana ait değil.  Ama duyduğuma göre bununla ilgili Aksaray Üniversitesinden bir akademisyen size güzel bir reddiye yazacak! Araştırma kitaplarınızın içeriğinin, bilimsel ve etik kıstaslara tabi tutulmasına hazır mısınız?

Her neyse!

Hakikaten siz JOKER miydiniz de o gün her şey size veriliyordu?

Ama galiba siz bunları GÖNÜLLÜ olarak yapıyordunuz değil mi? Bu sebeple de Belediyenin çıkarmak istediği bütün eserler size veriliyordu! Zira sizin dışınızdaki herhangi birinden bu eserler istenseydi eğer, zannederim TELİF vermek zorunda kalırdı Belediye. Ama siz GÖNÜLLÜLÜK esası ile çalıştığınız için sizi tercih ediyorlardı demek ki? Gönüllülük esası ile çalıştığınızı ben sizden duydum. Zira bir gün size; Belediyece basılan “MEDFÛN ECDÂD’A MEFTÛN AHFÂD” isimli eserimizden hiç telif alamadığımızı, kitabımızı dahi yeteri sayıda alamadığımızı ve bir bilen olarak sizden basılan kitaplardan nasıl telif alındığını sorduğumda; “Sizin de basılan kitaplardan bir kazancınızın olmadığını” söylemiştiniz bana. Bu konu için ALLAHUALEM diyor ve susuyorum.

YOK YOK! DAHA SÖYLEYECEKLERİM BİTMEDİ

Söyleyeceklerim bitmedi, bitmez de! O kadar duygu yüklüyüm ki, neyi nereye koyacağımı, nereden başlayıp neyi anlatacağımı bilemiyorum. Çünkü bugün sesi avaz avaz çıkan aslında bildiğiniz gibi biri değil.

EY DÜNYADAN BAĞIMSIZ DÖNEN AKSARAYIM, sadece o yazarın etrafında dönüp durma! Sana onu bırak yalnızca benim etrafımda dön de demiyorum! Diyorum ki; ONUNLA BİRLİKTE BAŞKA AKSARAYLI YAZARLAR DA VAR!

MERAK EDİYORUM BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

BİLİYOR MUSUNUZ? Bugün şöhreti Somuncu Baba vesilesi ile olan sayın yazarımız, daha en başta Somuncu Babayı hiç yazmak istememiş. Çünkü Hazreti kendi kariyeri için çok yerel, menkıbelerini de yetersiz bulmuş!

BİLİYOR MUSUNUZ? Somuncu Baba Minyatür Müzesinde rehberliğimin ilk aylarındaydım. Tabi o zaman kitabım da yok, alelâde bir taşeron işçisiyim. Müzede Somuncu Baba’yı halka anlatmakla görevli olan ben iken, müzeye hatırı sayılır misafirler geldiğinde, onlara Somuncu Baba’yı anlatan kişi de Sayın Yazardı ve Sayın Yazar, her anlatımının sonunda, Başkana veya Başkan Yardımcılarına veya herhangi bir Belediye Görevlisine emr-i vâki yaparcasına şu sözleri söylerdi:

Tabi Belediyemiz size kitabımdan muhakkak hediye edecektir.”,

BİLİYOR MUSUNUZ? Yardımsever, hoşgörülü yazarımızla aramızda geçen bir konuşma ana hatlarıyla şöyledir;

BEN: Hocam, yazmayı çok istiyorum. Ama olmuyor. Şiir                yazıyorum ama düz yazı beni zorluyor.

O: Tabi yazmak zor. Bazen oluyor 2-3 cümleden fazlası çıkmıyor.

BEN: Şu an benim için konu da bulmak zor. En iyi bildiğim konu Somuncu Baba. Siz anlattınız ama yine de ne kadar anlatılırsa o kadar iyi olur diye düşünüyorum. Sonrasında ise Yusuf Hakîkî Baba’yı anlatmak istiyorum ama onunla ilgili de kaynak bulmak çok zor görünüyor. Daha sonra da Pîr Ali Sultan Aksarâyî ile oğlu Şeyh Maşukî’yi anlatmak istiyorum.

O: Senin Somuncu Baba’yı anlatmana gerek yok, ben anlattım zaten, Somuncu Baba konusunda PÎR BENİM. Bence sen de Yusuf Hakîkî Baba’yı anlat ve Yusuf Hakîkî Baba konusunda da PÎR SEN OL. Pîr Alî Sultan ve Şeyh Maşukî’ye gelince, onlarla ilgili bir araştırman varsa onu da bana ver, ben anlatayım. Aynı konuları anlatmayalım.

Ne kadar naif bir rica ve ne kadar güzel bir çözüm öyle değil mi? HAYIR ÖYLE DEĞİL!

Zira Yusuf Hakîkî Baba ile ilgili kaleme alınabilecek hacimli bilgiler olsaydı PÎRİMİZ, o konuyu bana zaten vermezdi. Ama olsun, gün gelecek, Somuncu Baba konusunda yaptığım sıkı bir araştırma benzeri yapacağım bir araştırma ile AŞK-I HAKÎKÎ’yi de yazacağım biiznillah.

Bu arada kendisine seçtiği Pîr Ali Sultan ve Şeyh Maşukî ile ilgili bilgiler ise sayfalarca, kaynaklarca…

BİLİYOR MUSUNUZ? Sitem yazısında ”… ŞEHRİM İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİMİ BEYAN EDİYORUM…” diye devam eden sayın yazarımızla aramızda geçen başka bir konuşmada şöyledir:

BEN: Hocam ne güzel! Somuncu Baba romanlarımızdan sonra siz Hacı Bayram-ı Velî hazretlerini, bense Emir Sultan hazretlerini yazıyorum. Bu romanlar da Somuncu Baba’nın Kabr-i Şerifinin Aksaray’da olduğunun başka bir tekrarı olacak. Neticede Aksaray’ın tanıtımı için böyle şeyler de yapılabilir. Başka romanlarda da bir vesile ile Aksaray bahsedilebilir.

O: Benim Aksaray’ı tanıtmak gibi bir derdim yok! Ben kendi işime bakarım!

Onun bu söylediğini kamuoyunun ve kıymetli okurların takdirine bırakıyorum.

ASLINDA DAHA ÇOK ŞEY VAR

Aslında sayın yazarın sözde hoşgörüsü, sözde tevazuu, sözde güzel ahlakı ile ilgili söyleyebileceğim daha çok şey var ama bence bu kadarı yeter!

Ona söyleyebileceğim en önemli şey şu ki: Bu yazımdan sonra size gelip “Ahmet ayıp etmiş” diyecek olanlardan büyük bir kısmı bilin ki bana da “İyi ettin” diyecekler!

BIRAKIN ONU BUNU… KENDİ ÇABANIZLA BİR YERLERE GELMEYE ÇALIŞIN! VARSIN HERHANGİ BİR KURUM BASMASIN KİTABINIZI, SİZ DE O ZAMAN BENİM GİBİ KENDİNİZ ÇIKARIN. BIRAKIN BU SEFERLİK DE AFİŞTE OLMASIN FOTOĞRAFINIZ, NE OLUR? RAMAZAN ETKİNLİKLERİNDE DE BENİM FOTOĞRAFIM YOKTU, BU ZAMANA KADAR SORUN ETTİM Mİ HİÇ?

BENDEN ÇIKTI BENİ BEĞENMEZ” DERLER YA, SİZİNKİ DE O HESAP… ARAMIZDAN ÇIKTINIZ AMA BU KİBİR NEDEN?

ASLINDA KİBRİNİZİN NEDENİ ÇOK AÇIK! KİBRİNİZİN NEDENİ;

BU MAKAMA KENDİ ÇABANIZ İLE BİRLİKTE, YUKARIDAN SARF EDİLEN BİR ÇABAYLA DA GELMİŞ OLMANIZDIR.

YALNIZ KENDİ ÇABANIZ İLE GELMİŞ OLSAYDINIZ EĞER, MARUZ KALDIĞINIZ DURUMA BU KADAR GOCUNMAZ, SAHİP OLDUĞUNUZ ŞÖHRETİN ALTINDA BU KADAR EZİLMEZ, HAZMEDERDİNİZ.

AMA OLMADI DEĞİL Mİ?

O ZAMAN HAKKINDA EDİNDİĞİNİZ BİLGİLERLE PÎRİ OLDUĞUNUZ SOMUNCU BABA’NIN ŞU SÖZÜNÜ HATIRLATAYIM SİZE:

“ŞÖHRET, ÂFETTİR!”

 

SONUÇ

Ey Aksaray halkı!

Bilin ki; “Her biriniz iki yüz cihansınız”.

Her ne kadar beden olarak yerden olsanız da, ruh bakımından göktensiniz.

Toprakla bir gibi olsanız da, bağda ırmak suyu gibi akmaktasınız.

Beden topraktandır, toprak olacak.

Siz toprak örtüsünü kaldırmışsınız, hepiniz cansınız.

Mevlânâ Sultan Veled

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi tüm AKSARAYLILARIN üzerine olsun!

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Avatar Cem Turkan dedi ki:

    Ahmet Bey yüreğinize sağlık. Duyduğumuz kadarıyla Somuncubaba filminin işe yaramaz senaryosunu yazana o kadr çok para vermişler. utanmadan bi de bu aldığıparayı inkar ederse yazıklar olsun.

  2. Avatar Kadir İçli dedi ki:

    Bence hedef aldığınız kişini kitaplarından sayfa sayfa bilimsel olmayanları ispatlamanız gerekir. Ya değilse inandırıcılığınız kalmaz.

  3. Avatar Sambaz Karaboduk dedi ki:

    Ahmet, Senin yazinin tamamini sonuna kodar okudum, okadar gercekleri yazmisinizki az bile yazilmis derim bir yorumcu arkadas bilimsel olmayanlari ispatlanmasi gerekir demis.insanin gözü kör olursa gercekleri görmez görenede mani olmayi kendine görev sayar. yada menfaati icabi isine geldigi gibi davranir. Senin kisiligin karekterin belli. tirnaginla kaziya kaziya geldin. önüne o bahsettigin kisi ve kisilerin neler yaptigini cok yakinen bilen ve sahit olan biri olarak Diyorumki Allah dogrunun yardimcisi olsun.Allah seni ve senin gibilerinin yolunu acik etsin.

YORUM YAZ