Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 8,56 / Satış: 8,60
€ EURO → Alış: 10,09 / Satış: 10,13

Aksaray ve Ashâb-ı Kehf-3

Ahmet KUŞSAN
Ahmet KUŞSAN - vet.med.kussan@gmail.com
  • 31 Ocak 2021 - 18:17

“Mokissos Antik Şehri ve Ashâb-ı Kehf Hanı”

Aksaray’ın Erenler Mağarası Efsanesi’ni duymuşsunuzdur.

Hasandağı eteklerinde, Akçakent-Karacaören köyleri civarda bir mağara varmış ve rivâyete göre yüzyıllar evvel burada üç tane evliya kalmaya başlamış.

Bu evliyaların görevi Hasandağı civarındaki Ashâb-ı Kehf’in uyanmasını beklemekmiş. Evliyalar bu görevi nöbetleşe yapmaktalarmış, yani vefat edenlerin yerine başkaları gelir ve bekçiliği devam ettirirmiş.

Bu evliyalardan biri bir gün, Akçakent köyünün yakınlarına gelmiş ve birkaç insan bu zâtı görmüşler. O günden sonra da insanoğlunun göremeyeceği yerlere gitmişler. Ashâb-ı Kehf bekçiliğini devam ettirirlermiş ama insanoğlu artık onları görmezmiş.

Bu rivâyet bu zamana kadar Aksaray Efsaneleri kapsamında anlatıldı, belki pek de ciddiye alınmadı. Çünkü yöremizde Ashâb-ı Kehf Mağarası olarak daha çok Tarsus bilinmekteydi. Bu durumda Hasandağı’nın yani Aksaray’ın, Ashâb-ı Kehf anlatılarının içinde yer alması anlamsızdı. Anlatılanlar olsa olsa bir masaldı, bir efsaneydi!

Evet, anlatılar efsane olabilir. Ancak efsane dahi olsa yöredeki bir kültürü ifade etmesi açısından önemli değil midir? Yani Aksaray yöresinde Ashâb-ı Kehf ile ilgili efsaneler oluşmuşsa, bu durum vaktiyle yörede Ashâb-ı Kehf kültürünün var olduğu anlamına gelmez mi?

Kuşkusuz gelir!

Evet, yörede Ashâb-ı Kehf bir vakitler anlatılmaktaydı! Mesela 13. yy’da…

Bedir Muhtar hazretlerinin hayatını araştırırken edindiğim Niğdeli Kadı Ahmed Efendi’nin eseri Veledü’ş-Şefik’te de bu konuyu destekleyecek bir takım bilgiler mevcuttur. Miladi 1333’te tamamlanan bu esere göre, döneminde, Ashâb-ı Kehf’in kaçtığı şehir olarak bilinen yerlerden biri de Tyana’dır. Tyana, Niğde-Bor’a bağlı Kemerhisar Belediyesi’nin eski adıdır.

Tyana’nın önemi: Tyana, geç Hitit döneminde -Tabal Krallığı döneminde- Tuvanuva olarak başkentlik yapmıştır. Geç Roma döneminde ise -Kapadokya prima ve sekunda diye ikiye ayrıldığı zamanlarda- Kapadokya Prima’nın başkenti Kayseri’yken, Kapadokya Sekunda’nın başkentliğini yapmıştır. Adı Roma döneminde, Tyana’dır. Tyana, ilk Arap akınlarına kadar önemli bir yerleşim yeridir.

Veledü’ş-Şefik’te konuyla ilgili Niğdeli Kadı Ahmed der ki:

“Tarihçiler, Ashâb-ı Kehf’i, İsa (as) ile Muhammed (as) arasındaki fetret devrine, mulûk-i tavâif (mahalli iradeciler) zamanına tarihlendirmekte ve yaşadıkları yer olarak da Şam ile Rum’un arasında, günümüzde Ablistan (Elbistan) olarak maruf yerin yakınında harab olmuş haldeki Efesus şehrini tayin etmektedirler. Sonrakiler de, bizzat gözle müşahede neticesinde, bu hususta sarf edilmiş sözler içinden bu söze kesin derecesinde itimat etmektedirler. İlim, Allah’ın indindedir.”

Niğdeli Kadı Ahmed’in bu sözünü Afşin merkezli araştırmacılar keserek kullanırlar ve Niğdeli Kadı Ahmed’in de Ashâb-ı Kehf’in Elbistan yakınında (Afşin’de) olduğunu yazdığını söylerler. Ancak Niğdeli Kadı Ahmed gerçekte bu bilgiye, görüldüğü üzere, temkinli yaklaşmaktadır.

Sonra Kadı Ahmed, Ashâb-ı Kehf ile ilgili Tyana anlatılarına değinir.

“Niğde âlimlerinin, Eftuşun köyü fakiflerinin ve Ebû Kezmâ pirlerinin ittifakla belirttiğine göre Tıyane köyündeki imaretler Dakyanus’tan kalmıştır. Bu doğrudur. Ancak onların, Ashâb-ı Kehf’in mezkûr Tıyane isimli köyün hisarında yer alan kilisenin içinden kaçtıkları yönündeki itikadları hatalıdır ve mutlak bir iftiradır. Yakınlarda bulunan Niğde’nin onun yerine geçip oranın hor ve hakir kalmasını doğuran şartlar sebebiyle altın kelepçeli mücevherlerle süslü sütunlara sahip Efsus şehrine binlerce kez vah olsun!”

Niğdeli Kadı Ahmed burada da temkinlidir. Ancak Afşin’e göre Tyana’ya daha temkinlidir.

Bu anlatıda bizim için önemli olan ise 1333 ve öncesinde, yani 13. ve 14. yy’larda Niğde yöresinde, Ashâb-ı Kehf gençlerinin Tyana’dan kaçtıkları ile ilgili anlatıların olduğunun söylenmesidir.

Ayrıca Niğdeli Kadı Ahmed, Niğde yakınlarında bulunan Efsus şehrine vah etmektedir: Altın kelepçeli mücevherlerle süslü sütunlara sahip bu Efsus şehrinin bakımsız kalmasından, yıkılmasından sonra, Niğde’nin onun yerine geçtiğini söylemektedir.

Afşin merkezli araştırmacılar Kadı Ahmed’in vah ettiği Efsus’un Afşin olduğunu söylerler. Ancak Afşin, Niğde’ye yakın olmadığı gibi Antik Afşin’in yıkılmasından sonra Niğde onun yerine geçmiş de olamaz!

Zaten böyle bir tarihi bilgi de yoktur.

Bahsi geçen bu Efsus, Tyana’dan başka bir yer değildir. Çünkü Arap akınları ile Tyana yıkıldıktan sonra merkezin Niğde’ye kaydığı bilinen tarihi bir gerçektir.

Tyana, Kapadokya Sekunda’nın başkenti olup metropol bir şehirdir. Yani başkentte iç içe şehirler (kentler) vardır. Ancak bu şehirlerin tamamına Tyana denmektedir. Bu durumda Efsus, Tyana’nın içinde bir şehir, bir kent olmalıdır.

Ashâb-ı Kehf anlatılarında Efsus’un asillerin şehri olduğu, asillerin orada oturduğu söylenmektedir. Bu durumda Tyana’daki asiller, Niğdeli Kadı Ahmed’in betimlediği şekilde olan altın kelepçeli mücevherlerle süslü Efsus’ta oturuyor olmalılar.

Niğdeli Kadı Ahmed’in vah ettiği bu Efsus şehri, kendi zamanında konu ile ilgili fakihlerine danıştığı Eftuşun köyü olmalıdır. Günümüzde ise bu yer Kemerhisar’da Eftiyan/İftiyan mevkii olarak bilinen yer olabilir.

Niğdeli Kadı Ahmed şöyle devam etmektedir:

“Ben 10 yaşında iken, şehrim olan Niğde’nin büyük tarihçilerinden: “Dakyanus’un mezarı, Lulua Madeni yolu üzerindeki Hümâmî Kervansarayının bulunduğu dağın başındadır. Mezkûr dağın yukarısındaki yuvarlak tepe onun kabri olarak tabir olunur” diye işitirdim. Bir müddet bunu doğru sandım. Otuzlu, kırklı yaşlarımda, şeyhlerin ve âlimlerin bâki kalanlarının ağızlarından yine bu tür şeyler dinledim. Hâl-i hazırda bile, mahfillerde ve meclislerde ümmetin imamları bu tarzda haberlerden söz ediyorlar. Lakin bu kimselerin, mezkur sözleri kendisine itimat edilen kitaplardan nakil buyurdukları henüz malumum olmadı. Biz ise mütevatir rivayetlerle onların huzuruna çıkıyoruz. Bu Muhammedî devlet zamanında mütevatir haberlere itibar etmek de şartlar arasında sayılır ve onları takip etmek gerekir.”

Görüldüğü üzere Niğdeli Kadı Ahmed döneminde dahi Ashâb-ı Kehf ve Dakyanus, Tyana çevresinde âlimlerce, şeyhlerce konuşulmaktadır.

Lulua, Ulukışla’nın eski adıdır.

Niğde’de, Lulua Madeni yolu üzerindeki Hümâmî Kervansarayı Ulukışla-Çanakçı köyüne konumlandırmakta; kervansarayın bulunduğu dağın ise Göbekli dağ olduğu söylenmektedir. Dakyanus’un mezarı zannedilen yerin de bu dağın yukarısındaki tepe olduğu belirtilmektedir.

Ancak İbrahim Hakkı Konyalı, böyle düşünmemekte… Lulua Madeni yolu üzerindeki Hümâmî Kervansarayı’nın Helvadere’de bulunan Kara Han olduğunu söylemektedir. Hatta Kara Han’ın Ashâb-ı Kehf Hanı olarak bilinmesini de vurgulamaktadır.

Konyalı’nın bu yorumu, daha isabetli olabilir. Yani bahsi geçen Hümamî Kervansarayı gerçekten de Kara Han olabilir:

Kara Han, Niğde’nin ilçesi olan Ulukışla’ya uzak olsa da Altunhisar’ın köyü olan Ulukışla’ya yakındır. Yani eserde bahsi geçen Lulua Madeni yolu, ilçe olan Ulukışla’ya doğru olan yol değil de köy olan Ulukışla’ya doğru olan yol olabilir.

Kara Han’ın arkasındaki tepede Mokissos Antik Kenti mevcut olup, bu antik kentin nekropolünde çok sayıda mezar tümülüslerinin olduğu söylenmektedir. Yani Niğdeli Kadı Ahmed zamanında Dakyanus’un mezarı olduğu söylenen tümülüs, Mokissos’ta olmalıdır.

Niğde’nin Çiftlik İlçesinin Sultanpınarı (Finas) köyünün yakınlarındaki bir dağa da Dakyanus dağı denilmesi bu görüşümüzü desteklemektedir. Çünkü Kara Han, Mokissos, Ulukışla köyü ve Sultanpınarı köyü birbirlerine yakın bölgede bulunmaktadır.

Bu anlatılar içerisinde bizim için esas önemli olan ise Niğde yöresinde de Aksaray yöresinde de Ashâb-ı Kehf ile ilgili anlatıların olması ve bu anlatıların birbirine yakın bölgelerde, Hasandağı civarına konumlandırılmasıdır.

Tyana’dan kuzeye -büyük bir ihtimalle ilk dönem İsevîlerinin saklandıkları yeraltı şehirlerine doğru- kaçan yedi gencin ve köpeklerinin sığındıkları mağaranın bulunduğu yerden bahsedeceğim, bu yer ile ilgili İslam coğrafyacılarından iki âlimin söyledikleri bilgileri aktaracağım ve Herevî’nin bu yeri tanımladığı Obruk’tan ve Obruk’ta türbesi olan zâttan bahsedeceğim bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. blank HAMIYET BAYKAN dedi ki:

    Ashab-ı Kehf bir çok yerde olduğu söyleniyor. Hıristiyanlığın yayılışı da daha çok bölgede o açıdanda ayrı bir kanıt olabilir.

    1. blank Ahmet KUŞSAN dedi ki:

      Hamiyet hanım, çok doğru söylüyorsunuz.
      Konu ile ilgili benim de dikkatleri çekmeye çalıştığım delillerden biri, budur.
      Görünen o ki mağara ashâbı Tyana’dan, ilk dönem İsevîlerinin sığındıkları mağaralara doğru kaçıyorlar.
      Teşekkür ederim

YORUM YAZ