Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 8,56 / Satış: 8,60
€ EURO → Alış: 10,09 / Satış: 10,13

Aksaraylı Genç Osman -3

Ahmet KUŞSAN
Ahmet KUŞSAN - vet.med.kussan@gmail.com
  • 02 Mayıs 2021 - 17:47

AKSARAYLI GENÇ OSMAN – 3

“Bağdat Fatihi kimdir? Sultan IV. Murad mı? Aksaraylı Genç Osman mı?”

Mübalağa yapmayı seven bir milletiz!

Hatta mübalağa sanatı adını verdiğimiz edebî bir sanatımız da var. Ancak bu sanat, sözün etkisini güçlendirmek için yapılır. Yani sözün daha tesirli olması için bir şey, ya olduğundan daha çok ya daha az gösterilir ya da olamayacağı şekilde anlatılır.

Mübalağayı günlük yaşantımızda da sık kullanırız. Mesela;

  • 2 saattir seni bekliyorum.
  • 40 kere söyledim.
  • Dilimde tüy bitti.
  • Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır.
  • İğne-ipliğe dönmüşsün.
  • Sağır Sultan duydu, sen duymadın mı? Vs vs vs.

“2 saattir seni bekliyorum” diyen kişi karşısındakini gerçekten de 2 saat beklemiş midir?

“40 kere söyledim” diye sitem edenler, neden 39’da ya da 41’de sitem etmezler de hep 40’da sitem ederler?

Çok zayıflayan bir kişi, iğneye mi dönmüştür ipliğe mi? Malum ki iplik de iğneden daha incedir.

Sağır Sultan hiç ölmez mi? Yoksa her dönemin bir Sağır Sultan’ı mı vardır?

Mübalağa etmek yalancılık mıdır?

Yukarıdakilere benzer mübalağalı söylemlerde bulunan bir kişiyi yalancılıkla itham edebilir miyiz?

Asla!

Neticede baktığımız zaman yapılan mübalağaların hepsi birer yalan gibidir. Ama…

Ama hepsi yalan gibi gözükse de esas amaç, demin de söylediğim gibi sözün etkisini artırmaktır.

“Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ” demek, vatan için çok şehit verdiğimiz anlamına gelir; toprağı gerçekten sıkınca şehitlerin fışkıracağı anlamına değil!

Aksaray’da medfûn evliyâ sayısının 7000, 24000, 70000 olduğunu söylemek de böyledir. Burada yapılan kesretten kinayedir. Yani anlatılmak istenen Aksaray’da medfûn evliya sayısının hayli çok olduğudur; yoksa gerçek sayıyı yalnız Allah bilir!

İşte mübalağa bir sözün etkisini artırmak için yapılmışsa burada bir yalan yoktur!

Ama yapılan mübalağanın gerçek olduğuna inanırsak ve inandığımızı da gerçek zannederek anlatırsak, o zaman yalan girdabına girmiş oluruz.

Bu mübalağa sanatının konumuz ile ilgisi, Aksaraylı Genç Osman’a şehrimizde Bağdat Fatihi lakabının verilmesidir.

Aksaraylı Genç Osman için Bağdat Başbuğu, Bağdat Cengâveri, Bağdat Serdengeçtisi, Bağdat Fedaisi denilmesi gayet makuldür.

Hatta bir yere kadar Bağdat Serdarı dahi denebilir.

Ama Genç Osman’a Bağdat Fatihi demek, Sultan IV. Murad’a yapılan büyük bir haksızlıktır.

Ulubatlı Hasan’ın heykelinin altında “İstanbul Fatihi” yazması ne kadar abesse,

Aksaraylı Genç Osman’ın heykelinin altında da “Bağdat Fatihi” yazması o kadar abestir.

Çünkü İstanbul’un Fatihi, Sultan II. Mehmed Han’dır; Bağdat’ın Fatihi de Sultan IV. Murad Han’dır.

Zaten bir önceki yazımda da gördüğünüz üzere Genç Osman’ımız, Bağdat’ın fethini görememiş; fetihten 8 sene evvel, 2. Bağdat Kuşatmasında şehit olmuştur.

Yani ona “Bağdat Fatihi” denilmesi çok büyük bir yanlıştır.

Eğer onu başbuğ, cengâver, serdengeçti, fedai yahut serdar unvanlarıyla değil de illa ki “Fatih” u unvanı ile anacaksak, o halde ona “Kerbela-Necef Fatihi” dememiz daha uygundur.

Genç Osman’ın başarısından bahseden Naîmâ’nın söylediklerini özetlemem gerekirse;

Osmanlı Ordusu H.1039 (M.1629-30)’da 2. Bağdat Kuşatması için Hüsrev Paşa’nın serdarlığında Kerkük sahralarında bulunduğu sırada Genç Osman, Bağdat’ın güney taraflarına askeri harekâtta bulunması için bir askeri kuvvete başbuğ tayin edildi.

Genç Osman, bu görevi üstün bir başarıyla yerine getirdi ve Safevîlerin elinde olan ve onlar için önemli olan 4 şehri fethetti; Remadi, Kerbela, Hille ve Necef.

Fethettikten sonra da Kerbala’ya oturarak bölgenin muhafazasını sağladı.

Kerbela ve Necef, Safevîlerin (Şiîlerin) mukaddes kabul ettikleri iki yerdi. Çünkü Kerbela’da Hz. Hüseyin’in, Necef’te de Hz. Ali’nin türbeleri vardı.

Harekâtta üstün cesaret ve başarı gösterip Şiî olan Safevîlerin elinden bu yerleri alan Genç Osman, bu başarısı ile Sünnî olan Osmanlı Ordusu içerisinde kendisini büyük bir şöhrete ulaştırmıştı.

Kâtip Çelebi, Genç Osman’ın bu başarı haberinin Hüsrev Paşa’nın ordusuna H.1040 yılının Muharrem ayında (1630 Ağustos-Eylül) geldiğini söylüyor.

İşte bu başarıdan kısa bir zaman sonra, Kasım 1630’da Genç Osman, emrindeki askerleriyle beraber Hüsrev Paşa’nın 2. Bağdat kuşatmasına katıldı ve bir önceki yazımda anlattığım şekilde 9 Kasım’da Dicle Nehri’nde boğularak şehit oldu.

Allah rahmet eylesin.

Yazılarımı kısa tutmamı tavsiye edenler için bu kez kısa tuttum.

Ancak ola ki bundan sonra yine uzun gelirse yazılarım, yani yazılarımı ben bölememiş olursam eğer, lütfen siz bölün.

Yarısını o gün, yarısını da dilediğiniz bir gün okuyun.

Ama okuyun!

Genç Osman’ın hangi askeri sınıftan olduğunu anlatacağım bir sonraki yazımda;

Görüşmek üzere…

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. blank Süleyman Sırrı İeri dedi ki:

    Ahmet bey yazılarınızı zevkle okuyorum, okurken de çok mutlu oluyorum.

    1. blank Ahmet KUŞSAN dedi ki:

      Çok teşekkür ederim Süleyman Sırrı Bey.
      Allah razı olsun.
      Sizlerin takdiri ve güzel yorumları araştırmalarım için bana güç veriyor.

YORUM YAZ