Aksaray Haber - Aksaray Haberleri -
$ DOLAR → Alış: 5,77 / Satış: 5,79
€ EURO → Alış: 6,45 / Satış: 6,47

Uyan

Mustafa Fırat GÜL
Mustafa Fırat GÜL - mustafafiratgul@hotmail.com
  • 07.02.2019
  • 1.555 kez okundu

Dün akşam (5 Şubat 2019) sekizde Konya Devlet Tiyatro oyuncularının sahnelediği “” isimli tiyatro vardı Aksaray’da. Eşimle birlikte acele edelim derken başlangıcına zor yetiştik. Ve yoldayken de “tüh, bu kadar güzel oyuna gelen çok kişi olmuştur. Yer bulamayacağız. Olmazsa ayakta izleriz” diye kaygılandık. Aklımda hatta gözümün önünde de oyunun afişi var. Sırtlarında kapı (benlikleri) olan insanlar bir kapının eşiğindeler ve açılmasını bekliyorlar. Kapı oldukça yüksekte. Merdivenin basamakları tahta sandıklardan. Oyunun Mevlana Celaleddin-i Rumî’nin eserinden yani Mesnevi’den beslendiğini okudum tanıtımından ama en çok merak ettiğim senaryonun kalitesiyle, ışık-dekor gibi teknik hususlardı.

Aksaray Kültür Merkezi’ne vardığımızda oyun başladı. Yaklaşık yarım dakikalık bir gecikmeyle içeriye girdik. Biz tıklım tıklım bir salon bekliyoruz haliyle. A, o da ne?  Salon boş. 600 kişilik salonda seyirci sayısı 100 kişi hadi 120 olsun. Yer bulduğumuza sevinmeye fırsat bulamadan bu tip ağırbaşlı, düşündürücü oyunlara rağbet göstermeyenlerden dolayı üzüldüm. O arada koreografi temsilini izliyorduk. Ses, yani oyunda kullanılan müzik ve sesin şiddeti vs insanı bir anda oyunun içine sokuyor zaten. Dekor sade gibi duruyor ama baktıkça ince bir işçiliğin ürününü fark ediyorsunuz. Ortada büyük kemerli bir kapı ve simetrik olarak sağında ve solunda üçer kemerli kapılar var. Bu kapılar haliyle daha küçük. Bu kapıların üzerine lokal ışıklar düştü tepeden. İçlerindeki oyuncular belirlendi. Bunlar bazen derviş oldu bazen de insanın benliği!..

Oyun ilerledikçe dekorun, kostümün, ışığın, sesin ayrıntısına hayran oldum. Ne kadar ciddi bir çalışma. Üniversite öğrencisiyken de Konya Devlet Tiyatrosu’nun oyununu hem de tarihi tiyatro binasında seyretmiştim. Ki o zamanlar özellikle tiyatral faaliyetleri takip ederdim. Komedilere pek gitmezdim. Zira komedi denilen pek çok oyun zırvalıktı. Günümüzdeki bazı filmlerde olduğu gibi. Küfür ve argonun arkasına sığınarak komedi yazdığını ve oynadığını sananlara yıllar önce de itibar etmezdim yani. Velhasıl akşamki oyun hakikaten çok güzeldi. Oyunun senaryosundaki derinlik takdire şayandı. Günümüzde ve yakınlarımızda da bu tip kaliteli senaryoları taklit eden hatta edemeyen birkaç süslü cümleyle oyuncuyu salak yerine koyup paraları cukka edenleri, sahte şöhretlerini pekiştiren “üstad” kelimesini utanmadan eskitenleri de düşündüm bu güzel oyundan sonra. Ve bu kadar güzel oyunları seyretmeyenler az önce dediğim gibi tavşanın suyunun suyuna ekmek banmayı marifet sayıyorlar. Burnumuzun dibindeki insanlara “adam gibi bir şeyler izleyecekseniz gelin de emeğe saygı duyun” demeyi isterdim imkanım olsaydı. Ama ne imkan var ne de bunu dinleyecek insan! Kibir dağlarından zaten görmeyen gözlerle karşı yamaçtakileri göremeyenlere ne anlatabilirim ki! Sadece bu kadar güzel bir oyunun dopdolu bir salonda oynanmasını isterdim.

Oyundan sonra gelip biraz araştırma yapınca “Uyan” isimli bu güzel oyunu Mesnevi’yi derinlemesine okuyup sahneye koyan ve yöneten Yaşar Özboz aynı zamanda oyunculardan birisi. Diğer oyuncular ise Erdem Şenses, Kemal Çatmaz, Çağatay Eker, Ayhan Anıl, Halis Berkay Beder, Fatih Yağlıcan, Servet Bayrakdar, İlayda Alakoç, Gelesin Gelenbevi, Melisa Dülger, Zeynep Çimenciler, Deniz Yuca, Mehmet Gökhan Akdeniz, Oğuz İdris Can’dır. İzleyiciyi etkileyen işleri yapan ama sahnede görünmeyenleri burada zikretmemek olur mu? İşin mutfağı çoğu zaman ihmal edilir ama çok önemlidir bu teknik konular. Oyunun dekor tasarımı Gözde Yavuz, kostüm tasarımı Esra Selah, ışık tasarımı G. Ahmet Gökdemir, müzik Gürkan Çakıcı, koreografi ise Sercan Çelik imzalı.

Kısacası ben ve eşim oyunu çok beğendik. Umarım başka sahnelerde seyircisi çok olur bu emeğin. Zira sanat ve sanatçıya saygılı olduğunu söyleyen toplumumuz çoğu zaman kendisiyle çelişmektedir.

*

Atmayın… Tutun!

Bu arada son zamanlarda daha sık gördüğüm bir hatalı cümleyi de unutmadan yazayım. Koca koca adamlar, öğretmenler, müdürler, bürokratlar ve de ekran başında milyonlar tarafından izlenenler bile konuşma esnasında sıklıkla “atıyorum” diyorlar. Aslında demek istedikleri “örnek vermek gerekirse” ya da “farz-ı misal”dir. Ama bu atmakla olmaz ki! Birileri atıyor dinleyenler de tutuyor iyi mi!..?

“Misalen”, “örneğin” kelimeleri emin olun doğru olduğu gibi konuşmayı süsleyecek şıklıktadır. Yani atmayın… Tutun!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ