Dolar 18,6344
Euro 19,6306
Altın 1.077,07
BİST 4.962,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Aksaray 12°C
Açık
Aksaray
12°C
Açık
Paz 10°C
Pts 10°C
Sal 13°C
Çar 13°C

Yerel Tarih Üvey Evlat Değildir!

Tarihçi - Araştırmacı
12 Ekim 2022 23:55

Tarihçinin işi veya görevi maziyi yani dünü başka bir ifadeyle geçmişi anlamak, kendi yaşadığı dönemi yorumlayacak bilgi ve yeteneğe sahip olmaktır. Bunun yaparken de nesnel olmalıdır. Taraf tutmadan, saldırmadan ya da savunma refleksi göstermeden öğrendiklerini sunabilmelidir. Sunarken bir şeyleri saklamaktan ya da abartmaktan sakınmalıdır. Bu objektif tarihçiliktir. Bunun için tarihçinin adının önünde unvan olmasına gerek yoktur.

Tarihçi yazılı ve sözlü kaynaklara başvurur. Nedir bu yazılı ve en önemli kaynaklar? Evvela arşiv belgelerine müracaat eder. Devlet arşivi akla ilk gelendir ama bazılarının arşivinde de benzer belgeler bulunabilmektedir ve bu unutulmamalıdır.

Devlet arşivi belgeleri ülkemizde Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivleri olarak iki ayrı binadadır. Osmanlı Arşivi, İstanbul’da (Kağıthane); Cumhuriyet Arşivi ise Ankara’da (Demetevler) bulunur. Bunun haricinde kamu kuruluşlarının bazı arşivleri de incelenmelidir. Hatta mezkûr arşivlerde bulunmayan birçok belge diğer arşivlerde çıkabilmektedir. Belgeler haricinde kararnameler, kanunlar, salnameler, hatıratlar, günlükler, gazeteler, dergiler vs birçok malzeme yazılı kaynaklar arasında yer alır.

Sözlü kaynaklar ise tahmin edileceği üzere destanlar, menkıbeler, şiirler vs’dir. Hatta fıkralar bile sözlü kaynaktır. Günümüzde daha çok tarihî bir hadisenin eksiklerinin giderilmesi ya da zenginleştirilmesi için herhangi birisiyle yapılan görüşme sözlü kaynak olarak kabul edilmektedir.

Pekâlâ tarihçi ne yazar? Genel tarih mi yalnızca? Elbette hayır! Özel tarih de yazar. Sadece bir konu üzerinde de çalışır. Yerel tarih, bir bütünün parçasıdır. Merhum tarihçi ve gazeteci Orhan Koloğlu bu konuda şöyle der: “Yerel olmazsa genel diye bir tarihten kolay kolay söz edilemez veya eksik kalır. Tarih, yerel tarihle olur”. Yerel tarihin önemini anlatan daha çok kişi vardır. Son yıllarda şehir tarihi çalışan akademisyen ve yazar sayısı gittikçe artmaktadır. Bununla birlikte halen bazıları “yerel tarih çalışanlar amatör kalır” diyerek burun kıvırmayı, kolaya kaçmayı tercih etmektedir. İşte bu gibilere devekuşu sendromlu tarihçiler deniliyor. Çünkü onlar öyle diyor diye yerel tarih çalışmalarının kıymeti azalmıyor.

Ben yirmi senedir araştırıyor ve yazıyorum. Bu süre içerisinde yalnızca Aksaray hakkında yazmadım. Son yayınladığım kitap ve makaleler Birinci Dünya Savaşı’yla ilgilidir.

Bilindiği gibi ben uzun zamandır Aksaray tarihi üzerine araştırmalar yapıyorum. Makaleler, kitaplar, gazete yazıları derken bazen de konferanslarla öğrendiklerimi meraklılarına başka bir ifadeyle geleceğe de kayıt olsun diye paylaşıyorum.

Aksaray tarihiyle ilgili yazdığım kitaplar, makaleler yüzünden çok kez haksızlığa uğradım. Yakın çevredekilerden bazıları maalesef hasetlik ederken başka şehirdekiler daha doğrusu başka üniversiteler de “yayınlara bakıldığında şehrini çok seviyorsun, milliyetçi duygularınla şehrine bu kadar hizmet etmişsin, neden orada kadro bulamadın?” diyerek farklı bir haksızlık yapabiliyorlar. Elbette bazılarından kastımın alaylı ya da mektepli tarihçiler olduğunu anlamışsınızdır. Bazen öyle şeyler oluyor ki gülmemek için zor tutuyorsunuz kendinizi. Düşünün sizi yerel tarih çalışmakla eleştirenlerin yayınlarının önemli bir kısmı kendi ilçesi, kendi şehri. Başka bir ifadeyle doğduğu, büyüdüğü şehir hakkında araştırma yapmış. Bu aslında o kadar normal ki çünkü insan öncelikle en iyi bildiğini yazar. Kendisinin yaptığı bir işi başkasına yakıştıramamak nedir Allah aşkına? Biliyor ki veya bilmeli ki yerel tarih üvey evlat değildir! Yerel tarih aynı zamanda şehir tarihi olarak algılanmalıdır. Böyle kabul edildiğinde zaten yapılan işin ehemmiyeti önemli ölçüde anlaşılmış olur.

YORUMLAR
  1. blank Tevfik Demir dedi ki:

    Yazınız yine çok güzel. Kaleminize sağlık. Çalıştığınız kurum size yeterince destek olmalı. Sonuçta şehrimizin tarihine hizmet ediyorsunuz.